İnsan, karşılaştığı kişilerin kalıntısıdır. Freud
Helalleşmeden bitirdiğiniz, yüzleşmeden susturduğunuz hiçbir ilişki bitmez. Sadece biçim değiştirir. Freud'un yineleme zorlantısı dediği gibi; ruh yarım kalan hikâyeyi tamamlamak ister. Bu yüzden hayat size yeni birini değil, eski defterin yeni temsilcisini getirir. Adalet yerini bulmadıkça sevgi sistemi tıkanır. Ve kapanmayan her hikâye, size yeniden yazdırılır.
Duygu ve Düşünce
Reklam
İfade edilmemiş duygular asla ölmez. Canlı canlı gömülmüşlerdir ve sonradan daha çirkin şekillerde ortaya çıkarlar. -Sigmund Freud
Modernitenin dijital panoptikonunda, kırk yıllık müşterek hayatın ardından dahi birbirinin iç dünyasına nüfuz edememiş çiftlerin varlığı, insan psişesinin ne denli katmanlı bir Matruşka olduğunu göstermektedir. Böylesi bir ontolojik muğlaklık çağında, ergenlik döneminin henüz kimlik moratoryumu evresini tamamlamamış bireylerinin aşkı algoritmik vitrinlerde aramasını tasvip etmek güçtür. Sosyal medya platformları, çoğu zaman hakikatin değil, personanın sergilendiği narsisistik bir sahneye dönüşmektedir. Burada birey, Jung’un gölge arketipiyle yüzleşmek yerine, beğeni ekonomisinin teşvik ettiği idealize edilmiş benlik imgelerini dolaşıma sokar. Böylece sevgi, Martin Buber’in “Ben-Sen” ilişkisinin sahiciliğinden uzaklaşarak “Ben-O” düzleminde tüketilen bir nesneye indirgenir. Ergenlik ise nöropsikolojik açıdan prefrontal korteksin henüz tam olgunlaşmadığı, dürtü kontrolü ve uzun vadeli muhakemenin gelişim sürecinde olduğu bir dönemdir. Bu evrede birey, aidiyet ihtiyacını karşılamak adına sosyal onay mekanizmalarına aşırı duyarlı hâle gelir. Dopaminerjik ödül sistemleri tarafından beslenen dijital etkileşimler, zaman zaman romantik yakınlık yanılsamasını gerçek duygusal bağın yerine ikame edebilir. Sonuçta aşk, varoluşsal bir karşılaşma olmaktan çıkıp, istatistiksel görünürlüğün ve sanal validasyonun türevi hâline gelir. Bu nedenle çocukluk ve ergenlik döneminde teknoloji kullanımının belirli sınırlar içerisinde düzenlenmesi, yalnızca ahlaki bir tercih değil; gelişim psikolojisi, bilişsel hijyen ve dijital ekoloji açısından da anlamlı bir tedbirdir. On sekiz yaşına kadar telefon kullanımına yönelik kontrollü kısıtlamalar ve ebeveyn cihazlarında çocuk güvenlik sistemlerinin bulunması, özgürlüğün inkârı değil; henüz teşekkül etmekte olan kişiliğin enformatik istilaya
“Sevgili Anna, en güvendiğin insanlardan kötülük görüp üzülmen güçsüz biri olduğun anlamına gelmez. Fizik kurallarına göre; sırtını dayadığın bir nesne birdenbire giderse sen de o yöne doğru devrilirsin. Yani bunun güçsüzlükle alakası yok." Sigmund Freud
"Böylece eylemlerimizi, konuşmalarımızı ve davranışlarımızı bastırırız. Ancak zincir yine de alttan alta işlemeye, taleplerini dile getirmeye, iddiasını ileri sürmeye devam eder ve bu da nevrotik semptomun aracılığı ile olur. İşte bu şekilde, bastırma nevrozun ana kaynağıdır." - Jacques Lacan Lacan'ın burada vurguladığı nokta, nevrotik semptomun öznenin başarısızlığı değil, bastırılmış bir hakikatin geri dönüş biçimi olduğudur. Özne, benlik idealiyle, ahlaki talepleriyle veya Öteki'nin beklentileriyle uyuşmayan arzu ve taleplerini bilinç alanından uzaklaştırmaya çalışır. Fakat bastırılan şey ortadan kalkmaz. Freud'un ifadesiyle, bastırılan her zaman geri döner; Lacan'ın diliyle söylersek, gösteren zinciri işlemeye devam eder. Bu nedenle analizde sık karşılaşılan bir durum vardır. Analizan, bazen farkında olmadan, bazen de oldukça bilinçli bir biçimde, kendi arzusuyla ilişkili belirli talepleri analistten saklar. Bunlar çoğu zaman öznenin en fazla yatırım yaptığı ideal imgesiyle çatışan taleplerdir. Çünkü özne, arzusunun hakikatinden çok, kendisi hakkında kurduğu ideal anlatıyı korumak ister. Ancak gösteren zinciri bu sansürü kabul etmez. Söylenemeyen şey, başka yollar bulur. Eğer talep söylem içerisinde yer bulamazsa, semptom aracılığıyla konuşmaya başlar. Eğer semptom da yeterli olmazsa, acting-out biçiminde sahneye çıkar. Böylece özne, söyleyemediği şeyi eylemeye başlar. Analitik deneyimde semptomların şiddetlenmesi ya da acting-out'ların ortaya çıkması çoğu zaman bu bastırılmış talebin yeniden dolaşıma girmeye çalıştığının göstergesidir. Bu nedenle analitik çalışmanın en hassas noktalarından biri, öznenin ne söylediğini dinlemek kadar, neyi söylememekte ısrar ettiğini de duymaktır. Çünkü bazen analizanın en önemli malzemesi, anlattıkları değil,
Reklam
Reklam