Barroy’e yanaştılar, ambar kapıları açıldı, sandıklar dolusu yiyecek, içecek, yatak örtüsü ve giysi karaya çıkarıldı. Tanıdık olmayan bir yığın insan adaya doluştu, her köşesini birer birer anımsadılar.
“Kuzey Rüzgarı haftasını hatırlıyor musun?”
“Bak, işte Bataklık…”
Tepeler, çayırlar, koylar… bu yabancıların, hakkında her şeyi bilmediği, gördüğü için mutlu olmadığı tek bir nokta yoktu adada. Ingrid artık kendi topraklarının yerlisi değildi, onun hazinelerini, gizemlerini bilmiyordu, başkalarının yaşamlarına ağzı açık bakan bir konuktu, bir zamanlar böyleydi, hep de böyle olacaktı, çünkü hiçbir çocukluk yitmez.
“Hans dürbünü deri örtüsüne sarıyor, babasının arkasından giderken en üst raflardan birine bırakıyor, bir dahaki sefere biri bulup da evet, dürbün buradaymış, deyinceye kadar durması için. Bir gözün görebildiğinden daha ötesini görmemesinin bir nedeni olması gerektiğini düşünüyor. Bunun hem göze hem de gördüğü şeye bir yararı olmalı; şimdi en azından düşünmek istemediği şeyi, parayı, karayla aralarındaki en sıkıcı bağlantıyı unutmuş.”
“Bir konuk bir özlem yaratır. Adalılara bir şeylerden yoksun olduklarını, o gelmeden önce de bir şeylerin eksikliğini çektiklerini, gittiğinde bu yoksunluğu hissetmeyi sürdüreceklerini anlatır.”
“Uzaklardan dönen baba, şimdi her şeyin her zamanki gibi olduğunu görüp rahatlayabilir, çünkü zamanın durmasından en büyük mutluluğu duyan uzaklara gitmiş olandır.”
“Adada en uzun köklere sahip olan İhtiyar Martin, yüksek konum sahibi bir kaynak ve yitik uygarlığın nasıl ortadan kalktığı konusunda bazı düşünceleri, açıklamaları var; bunlar onun kendi varsayımları, çocukluğundan anımsadığı kopuk kopuk şeylerden, birtakım resimlerden, cümlelerden, anlatılanlardan çıkarmış onları. Ama artık en güvenilir kaynak o değil, çünkü yaşının çok ilerlemesiyle doğal olarak güçten düşmeye başlamış olması, yalnızca belleğini kemirmekle kalmıyor, yaşlı bir adamı gençlerin gözünde gülünç düşüren birtakım tuhaflıklar, beklenmedik davranışlar yapmasına da neden oluyor; böylece her nesil canının istediği kadarını hatırlayıp kendi yoluna gidiyor. Büyük olasılıkla bu yollar da bir yerlere götürür insanı, en kötü olasılıkla aynı çemberlerde döner ama yalnızca biraz daha uzun sürer.”