Bazı arkadaşların yoksulluk içinde bu büyük dâvanın başarılamayacağını zannederek, memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum. Arkadaşlar! Ben sizleri bu millî dâvaya silâh zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım yoktur. Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat şunu biliniz ki, bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli'de tek başıma kalsam da, mücadeleye ahdettim. Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara'ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silâhımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elma Dağı'na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum.
''Mustafa Kemal ATATÜRK'' 1920
Türk romancılığının zirvelerinden.
Puslu Kıtalar Atlası mı yoksa Amat mı diye sorsalar kesinlikle ikisi arasında kalırım.
İhsan Oktay Anar gibi bir edebi dehaya sahip olduğumuz için ne kadar da şanslı olduğumuzu düşündüğüm bir başka eser daha.
Baştan sona felsefi ve üç hak dine ait metaforlarla dolu,yer yer tüyler ürpertecek kadar gizemli çoğu zaman da Anar'a has mizahi,okuyucunun ağzını açık bırakan harikulade bir kurgu.
Müthiş diyalog ve betimlemelerle bir solukta okunuyor.
Hani bazı kitaplar,film ya da dizi olsun denir ya bence bu roman o tarz kitaplardan değil,olmamalı da zaten.Çünkü bazı defineler hiç keşfedilmemeli.