Nazi kampında zor koşullarda varoluşunu ayakta tutabilen bir kişi olan ve "İnsanın Anlam Arayışı" kitabını yazan Victor E. Frankl bu alanı keşfetti ve özet olarak şunları söyledi; Birey kendi değerleri ve inançlarıyla ilişkisini sıkı kurarsa kendisine bir alan yaratır. Bu alan sayesinde de biyolojisi, aklı, ilişkileri, duyguları ve değerleriyle aşkın bir amacı gerçekleştirmek için ayakta kalır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ama yaşam dediğimiz de küçücük alanların, deyim yerindeyse binlerce mikrokozmosun bir araya gelmesinden oluşur. Etki alanını keşfedip orada ufak bir girişimde bulunmak insanı umutsuzluktan kurtarıp umutlu insan olma yolculuğuna çıkartır. Beyin çabayı hisseder ve dopamin salgılar. Umutlu kişi, çevresi ne kadar zorlu ve koşulları ne kadar kötü olursa olsun ayakta kalmayı, umutsuzluğa düşmemeyi başarır.
Umutsuzlukla mücadelenin özü niyetini keşfetmektir.
Bunlara bir ek yapayım.Hayata dair genel bir yaklaşım olarak, yaşam için en hayırlı olanın gerçekleşmesi için dua etmek de geliyor içimden. "Aklım yetmeyebilir ama hayırlısı olan neyse o olsun ve umarım ben de bu hayırlı olanı yapmaya fırsat bulurum," diyorum kendime.
Ondan sonra da bir kendini teslim etme,meseleyi daha âli bir makama havale etme hâli var. Yani yüce bilince seslenerek, "Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım, bundan sonra ne olacaksa kabulümdür," hâli.
Demek ki ha yata dair, "İlle de benim istediğim olacak!" diye bir ısrarım yok. Yani ille de bir sonuca bağlılığım yok. Ama süreci önemsiyorum.
Bireysel çıkarlarının sınırları içinde kaldığı sürece insan, hayatında anlam bulamaz. Anlam için "biz"i keşfetmesi lazım.
"Biz"i keşfeden ve kendi potansiyelini geliştirmeye niyet eden insan ise çıktığı yolculuktan hiçbir zaman pişmanlık duymaz.