Her yeni günün, bir öncekiyle aynı olmayacağını bilmek ona heyecan verirdi. Oysa gençliğinde çok başka düşünür, yaşlı insanların yaşamdan daha az zevk aldıklarını zannederdi. O zamanki mantığına göre yaşlılık, ömrün sonuna gelindiğinin habercisi idi. Bunu bilen bir insan ne kadar coşku duyabilir, yaşadığı günden ne kadar tat alabilirdi ki? O yaşlarda, ancak önünde uzun bir yaşam olduğu düşüncesi ile mutlu olunabileceğini düşünürdü.
On dört, on beş yaşlarındaydı. Bir gün büyükbabasına, gençliğinde ve yaşlılığında onu nelerin mutlu ettiğini sormuştu. "Gençliğinde ağaç dikmek ve diktiğin ağaca bakmak seni mutlu edebiliyorsa, yaşlılığında da o ağacın gölgesinde oturmaktan mutlu olursun," diye cevap veren büyükbabasının ne demek istediğini yıllar geçtikçe kavramıştı.
İnsanoğlu, yeryüzündeki yaşam süresinin sınırlı olduğu gerçeğinin farkında olarak yaşayan ve bunu bile bile mutluluğu arama gücünü koruyabilen tek canlı olmalıydı. Bunu keşfettiği zaman, insanlığa büyük bir saygı duymuştu. İşte o gücün kaynağı, büyükbabasının sözlerinde gizliydi.
Bazen çocuklar, hiç büyük olmadıkları halde büyükleri anlarlar, ancak büyüklerin hepsi daha önce çocuk oldukları halde çocukları anlamakta zorlanırlardı.
Müşterilerimden biri, mutluluğu bir kibritin alevine benzetmişti.
"Ya esen bir rüzgar söndürür, ya siz üflersiniz, ya da sonuna kadar yanıp kendiliğinden söner..." dediğini hatırlıyorum.
Kibritin alevi önünde sonunda söner ama başka bir kibrit yakma şansınız daima vardır.
"Bir insanın akıllı davranması için üç yol vardır: Birincisi, iyi düşünmektir; bu en soylusudur. İkincisi, taklit etmektir; bu en kolayıdır. Üçüncüsü, denemiş olmaktır; bu en acısıdır."