"Yazarın kaleminden yansıyan kahramanın gizli düşüncelerini, onun yalnız başına düşündüğünü ve ne yazarın ne de herhangi bir başkasının bu düşünceleri duyabileceğini bilsen de, tamamen gerçek kabul edersin. Sahnede de böyledir, heykelde, operada, sanatın diğer bütün biçimlerinde de, gerçekle bağdaşmayan bazı şeylerin kabul edilmesi gerekir."
İnsanın bir şey hakkındaki nihai bilgiyi asla elde edemeyeceğini; güzelliğin gizeminin hayatın gizeminden hiç de az olmadığını, hatta güzelliğin telleriyle hayatın iplerinin birlikte dokunduğunu; kendisinin de güneş ışığı, yıldıztozu ve harikalardan oluşan o akıl sır ermez dokunun küçücük bir parçasından başka bir şey olmadığını sevgili Spencer'ı sayesinde gayet iyi biliyordu.
Okumalarında rastladığı, bilmediği veya kısmen bildiği her kelime bir kenara not alınıyor, sonra da yeteri kadar birikince daktilo edilip aynanın kenarına veya duvara iğneleniyordu.
Sevdiği bilimsel filozoflar ekolü sayesinde aşkın biyolojik önemini öğrenmiş ve aynı rafine bilimsel akıl yürütme süreci sayesinde insan organizmasının en yüksek amacını aşkla elde ettiği, aşkın asla sorgulanmadan hayatın en büyük mükâfatı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştı.