Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Yukarı çıktığımı sanırken, yokuş aşağı yuvarlanıyormuşum meğer. Gerçekten tam tanımı bu.
İnsanların görüşüne göre yükseliyordum ama yaşam da aynı ölçüde benden uzaklaşıyormuş.
Şimdi her şey tamamlandı, artık sadece ölüm var.
O zaman bunlar ne anlama geliyor?
Neden?
Yaşam bu kadar anlamsız ve korkunç olamaz.
Ama gerçekten bu kadar korkunç ve anlamsızsa neden ölmeliyim, neden istırap içinde ölmeliyim?
Ortada yanlış olan bir şey var!"
Çocukluğundan uzaklaşıp bugüne ne kadar yaklaşırsa, sevinçleri de o kadar değersizleşiyor ve şüpheli bir hal alıyordu
Bu, Hukuk Fakültesi'ne gitmesiyle başlamıştı. O zamanlarda gerçekten keyifli olan küçük anıları vardı; alçak gönüllülük, dostluk ve umut vardı o günlerde.
Onlar gidince İvan İlyiç sanki daha iyiymiş gibi hissetti, sahtelik de onlarla birlikte gitmişti, ama acı kalmıştı: o, her şeyin tekdüze görünmesine neden olan, ne artan ne azalan ağrı ve korku. Her şey kötüleşiyordu.
Bu yalanlar dışında ya da tam da bu yalanlar yüzünden, İvan İlyiç için en büyük işkence, merhamet görmek istediği kişilerin hiçbirinin ona merhamet göstermemesiydi. Uzun süren ıstırabın ardından, bazı anlarda en çok dilediği şey, (itiraf etmeye utansa da) hasta
bir çocukmuş gibi kendine acınmasıydı. Sevilmeyi, birilerinin onu rahatlatmasını arzuluyordu.