Ama dinlerine tâbi‘ olmadıkça, ne yahudiler ne de hristiyanlar senden aslâ hoşnûd olmayacaklardır. (Onlara) de ki: “Şübhesiz ki Allah’ın hidâyeti (olan İslâm), hidâyetin ta kendisidir!” Celâlim hakkı için, eğer sana (vahiyle) gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Allah’(dan gelecek azâb)a karşı sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır!
(Not)
1,“Umûr-ı dîniyede (dînî mes’elelerde) müsâmaha ile ve teşebbühle (hoşgörü ve benzemeye çalışmakla) medenîlere yanaşmayın! Çünki aramızdaki dere pek derindir. O dereyi doldurup, hatt-ı muvâsalayı (kavuşma hattını) te’mîn edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihâk edersiniz (katılırsınız) veya dalâlete (sapıklığa) düşer boğulursunuz!” (Mesnevî-i Nûriye, Habbe, 111)
Dini olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı rahmani (Allah’ın merhametle uyarması) dır. Nasıl ki bir çoban, gayrın (başkasının) tarlasına, zarar veren koyunlarına taş atar. Onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır. Memnunane dönerler. Öyle de, çok zahiri musibetler var ki, İlahi birer ihtardır, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffarat’üz-zünübtür ( günahların affına vesile olan bedel). 
Bu sefer artık Anadolunun kapılarını İslam’a açacak, İslam’ın mesajını kıtaları zorlamaya başlayacaktı. Heralius o günlerde devletinin merkezi olan Antakya’daydı.Yermuk Savaşı’ndan sonra kalan askerlerini toplayıp bölgeyi terk ettiği zaman o tarihi sözünü söyledi: “Elveda Suriye! Ebediyen elveda…”