Jung daha önce hiç yaşamadığı bir mutluluk ve rahatlama hisseder. Bunun “doğrudan İncil’in ve Kilisenin üzerinde olan her şeye kadir, yaşayan Tanrı” deneyimi olduğunu hisseder. Tanrı’nın karşısında tek başına olduğunu ve gerçek sorumluluğunun işte o zaman başladığını anlar. Babasının yoksun olduğu şeyin, Kilise’nin ve İncil’in dışındaki bu yaşayan Tanrı’yı dolaysız ve doğrudan hissetme deneyimi olduğunu fark eder.
Bu seçilme duygusu ilk Komünyonu sırasında Kilise konusunda bir hayal kırıklığı daha yaşamasına neden olur. Ona bunun büyük bir deneyim olacağı söylenmiştir. Oysa hiçbir şey olmaz. Şu sonuca varır:
“Benim için bu, dinin olmaması ve Tanrı’nın yokluğuydu. Kilise artık gidebileceğim bir yer değildi. Orada benim için artık hayat değil, ölüm vardı".