Düşünce ile gerçeği ayırt edin:
Her akla gelen düşünce gerçekleşmez. Düşüncelere izin vermek ve onlarla savaşmak yerine yalnızca düşünce olduklarını fark edip onlarla barışmayı öğrenmek gerekir. Düşüncelere kilitlenme, insanın kendi ürettiğine takılı kalmasıdır. Bunu bir olta gibi düşünün. Siz balıkçısınız, oltayı bulunduğunuz yere defalarca atar ve balık yakalayamazsanız olta attığınız yerde balık olmadığını düşünür ve bulunduğunuz yeri değiştirirsiniz. Ne var ki çoğu kez insanın KENDİ OLTASININ BALIĞI olduğu bir yaşam sürdürüyoruz. Düşündüklerimizin çoğunun gerçek olmadığını bildiğimiz halde hâlâ akla gelen her düşünceye tepki veriyor, onlarla savaşmaya devam ediyoruz. Belki de düşüncelerimizi yargılamamayı öğrenip düşüncelere tepki vermeden kalabilmeyi öğrenme zamanıdır korona günleri.
Şimdi akla gelen ve endişe veren düşünceye izin verdiğimizi ve o düşünceden uzaklaşma çabası içine hiç girmediğimizi düşünelim. Düşünceyi zihnimizin ürettiği ve bize zarar vermeyen bir zihinsel üretim, yani gerçek bir olay değil de yalnızca herhangi bir fikir olarak görelim. O zaman kendimizle düşüncelerimiz arasına mesafe koymuş ve düşüncelere tepki vermemeyi öğrenerek onunla kavga etmemiş oluruz. Özetle, düşünceler bizim özgürlüğümüzdür. Onlarla savaşmak ya da onlardan kaçmak insanın kendi ürettiği ile savaşması ya da ürettiğinden kaçması anlamına gelir. Dahası, bir şeyi düşünmemeye çalışmak, aslında onu daha çok düşünmemize neden olur. Kişi bu kısırdöngüyü göremezse düşüncelerini kontrol edemediği için daha da çok endişelenir. Esas olan, düşünce ile gerçek ayrımını fark etmek, düşünceye gerçek gibi tepki vermemek ve kendimizi endişeli düşüncelerle hapsettiğimiz kapandan çıkararak yaşamı o andaki akışına bırakmak, yani ne yapıyorsak ona odaklanabilmektir.
Yaşamın her aşamasında BELİRSİZLERİN sayısının, BELİRLİLERDEN fazla olduğu bir dünyada tüm belirsizlikleri belirli hale getirme çabası, eninde sonunda iflas edecek bir çaba olacaktır.
Insanların kendi hayatlarının mimarı gibi tanıtıldığı bir dünyada, insan tüm kontrolün kendi elinde olduğuna inandırılır. "Başarsan da başaramasan da mimar sensin" şeklindeki yanılsama, her zaman şefkat ve empatiden uzak bir yargılamanın ürünü gibi gelmiştir bana. Şüphesiz dünyayı yargılamak haksızlık olur, çünkü hepimiz misafir olarak geldiğimiz bir yeri yargılamadan, umduğumuzla değil bulduğumuzla yetinmeyi öğrenerek yaşamayı becerebiliriz. Bu bağlamda dünya ne iyi ne de kötü bir yerdir. Dünya her zaman olduğu gibidir ve onu iyi ya da kötü yapan bizim algılarımızdır.