Fatih Sağdıç

Fatih Sağdıç
Düşünmek yürümekse, durmak algılamaktır.
Akdeniz Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO
Önlisans Mezunu
Antalya
Ağlasun, 19 Mart
50 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Hadis uydurma bu kıssacılar sebebiyle artmıştır. İnsanlar tarafından bilinmeyen şeyin doğru olması da yanlış olması da muhtemeldir. Kişi bilmediği bir hadis duyduğu zaman onu reddeder. Hâlbuki o doğru olabilir . Şu halde ancak sahih sabit muhaddislerden ve fahihlerden meşhur olmuş hadisleri tahdis etmek gerekir. Bu özellikleri taşımayan hadislerin ise sahih olmamaları ihtimalinden dolayı tahdis edilmeleri doğru olmaz. Müminlerin emiri Muaviye bin Ebu Süfyan nakil yönünden sağlam olmadıkları için kıssalar anlatmaktan sakındırır "Ancak bir Emîr ya da memûr kıssa anlatabilir" derdi.
Sayfa 358·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Eğer sana icâbet etmezlerse bil ki hevâlarna uyuyorlar." (Kasas, 50) Bunların benzeri birçok âyet vardır. 'Arzuları getirdiklerime tâbi olmadıkça' Buradaki hevâ kasr iledir ve kişinin sevdiği ve hoşlandığı şeyler demektir. Eğer kişinin sevdiği, gönlünün meylettiği ve kendisi için çalıştığı şey Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in getirdiklerine uygun ise ve kişi Rasulullah'ın getirdiklerinin dışına çıkarak O'nun getirdiklerine muhâlif olan şeyleri istemiyorsa, işte bu sâhibi için cenneti ve cehennemden kurtuluşu gerektiren mutlak iman ehlinin özelliğidir. Eğer kişi bazen ya da genellikle Rasulullah'ın getirdiklerine muhâlif olan şeyleri istiyor ve yapıyorsa kâmil iman onda bulunmaz. Bu yüzden ona ancak bir kayıt ile mümin denilir. Çünkü o bir masiyet işlemiştir ve bu sebeple imanı azalmıştır. Ebû Hureyre hadisinde olduğu gibi: “Zina eden zina ettiği zanman mümin olduğu hâlde zina etmez. Hırsızlık yapan hırsızlık yaptığı zaman mümin olduğu hâlde hırsızlık yapmaz." Bu durumda kişi kendisinde müslümanlığının ancak kendisiyle sahih olacağı mutlak iman bulunduğu hâlde müslüman olur. Bu iman da kendisine hiçbir şirkin ve küfrün karışmadığı tevhiddir. İşte Hâriciler'in ve Mu'tezile'nin görüşünün aksine Ehli Sünnet ve'l Cemaat'in görüşü budur. Zira Hâricîler insanları günahlarından dolayı tekfir ederler. Mu'tezile ise büyük günah işleyen kimseye mümin demez ve onun cehennemde sonsuza kadar kalacağını söyler. Bu iki taifenin her biri dinde bidat ortaya atmış, Kitab'ın ve Sünnetin delâlet ettiği şeyi terk etmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun altındakileri dilediği kimse için bağışlar." (Nisâ, 48)
Sayfa 353·Kitabı okudu
Din
'Kesin olarak iman etmiş bir toplum için kimin hükmü Allah'ın hükmünden daha güzeldir?' Bu soru inkâr manasında bir sorudur. Yani O'nun hükmünden daha güzel bir hüküm yoktur. Ayrıca bu kullanım, tafdil ifade eden 'efalu' vezninin karşısında bir şey olmadığı hâlde kullanılmasının örneklerindendir. Yani Allah'ın şeriatini bilen, O'nun hüküm verenlerin eniyisi, kullarına annenin çocuğuna gösterdiği merhametten daha çok merhametli, kulların maslahatlarını en iyi bilen, her şeye kâdir, sözlerinde, fillerinde, şeriatinde ve kaderinde hikmet sahibi olduğuna kesin bir şekilde inanan kimse için kimin hüikmü Allah'ın hükmünden daha âdildir?"
Sayfa 352·Kitabı okudu
Din
İbnu'l Kayyım da şunları söylemiştir: “Müfessirlerin çoğunluğu şöyle demiştir: Allah'ın yeryüzünü resuller göndererek, şeriatı beyân ederek ve kendisine itaate çağırarak yeryüzünü ıslah etmesinden sonra orada masiyetler işleyerek ve Allah'a itaatsizliğe çağırarak fesat çıkarmayın. Zira Allah'tan başkasına ibâdet etmek, O'ndan başkasına (ibâdete) çağırmak ve O'na şirk koşmak yeryüzündeki fesatların en büyüğüdür. Hatta hakikatte yeryüzündeki fesadın tek sebebi şirktir, Allah'tan başkasına çağırmaktır, O'ndan başka bir mabud ortaya atmaktır, Rasulullah'tan başka itaat edilen ve uyulan bir şahıs bulmaktır. İşte bu yeryüzündeki en büyük fesattır. Yeryüzünün ve üzerinde yaşayanların salâhı ancak yalnızca Allah'a ibâdet edilmesiyle, yalnızca O'na itaat edilmesiyle, başkasına değil yalnızca O'na duâ edilmesiyle, başkasına değil ancak Rasulullah'a uyulmasıyla ve itaat edilmesiyle mümkündür. Başkasına ancak Rasulullah'a itaati emrettiği zaman itaat edilir. O'na karşı gelmeyi ve şeriatine muhalefet etmeyi emrettiği zaman başkasının sözü dinlenmez ve ona itaat edilmez. Dünyanın hâlleri üzerinde düşünen kimse yeryüzündeki salâhın tamamının sebebinin Allah'ı birlemek, O'na ibâdet etmek, O'na ve Resûlü'ne boyun eğmek olduğunu; dünyadaki fitnenin, belânın, şerrin, kıtlığın, düşman tasallutun ve diğer kötülüklerin tamamının sebebinin ise Rasulullah'a karşı gelmek, Allah'tan ve Resûlü'nden başkasına çağırmak olduğunu görür." İbnul Kayym'n sözleri burada sona erdi. Bu zikrettiklerimizle âyetin bâb başlığı ile uyumu anlaşılmaktadır. "Onlar hâlâ Câhiliyye 'nin hükmünü mü aryorlar.." İbn Kesîr söyle demiştir: “Allah Teâlâ bütün hayırları barındran bütün kötiülüklerden sakındıran hükmünden yüz çevirip onun dişındaki -tıpkı Câhiliyye ehlinin birtakım câhilâne ve sapık hükümlerle hükmettiği
Sayfa 350·Kitabı okudu
Din
Aynı şekilde kim insanlar arasında Allah'ın indirdiğinden başka hükümlerle hükmetmek sûretiyle ya da Allah'ın ve Resûlü'nün hükmünü tanımayarak Allah ve Resûlü'nün hükmüne muhâlefet ederse, koyduğu hükümler hususunda kendisine tâbi olunmasını isterse, kendisine itaat edenler kendisinin emrinin hak mı yoksa bâtıl mı olduğuna bakmadıkları için kendisinin doğru bildiği hususlarda kendisine itaat ederse; işte o şüphesiz tâğuttur. Allah Teâlấ'nın buyurduğu gibi: "Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini söyleyenleri görmedin mi? Tâğutu reddetmekle emrolundukları hâlde ona muhâkeme olmak istiyorlar... " Çünkü Bakara Sûresi'ndeki âyette buyrulduğu üzere tâğutu reddetmek tevhidin rüknüdür. Kişi bu rüknü gerçekleştirmedikçe "lâ ilâhe illallâh"ın nefyettiği şeyi nefyetmiş olmaz. "Şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor." Yani onları doğru yoldan iyice uzaklaştırmak istiyor. Bu âyette dört husus vardır: Birincisi: Tâğuta muhakeme olmak şeytanın istediği şeylerdendir. İkincisi: Tâğuta muhakeme olmak sapıklıktır. Üçüncüsü: (Saptırma fiili) masdar ile te'kîd edilmiştir. Dördüncüsü: Tâğuta muhakeme olan kimse halk ve hidâyet yolundan uzak olmakla nitelenmiştir. Subhânallah! Bu Kur'ân ne büyük, üzerinde tedebbür eden kimse için ne faydalı ve ne beliğ bir kitaptır! Kendisinin Alemlerin Rabbi'nin kerîm Resûlü'ne vahyettiği, O'nun sâdık ve emin kulunun da kendisini tebliğ ettiği kelâmı olduğuna ne kadar açık bir şekilde delâlet etmektedir! "Onlara 'Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin' denildiği zaman münâfikların senden büsbütün yüz çevirdiklerini görürsün." Zira münâfıj haktan ve hak ehlinden hoşlanmaz, hakkın karşısında yer alan bâtılı ister. İşte nifak ehlinin hâli budur. Allâme İbnul Kayyım şöyle demiştir: "Bu Kitâb'a ve Sünnet'e muhakeme olmaya çağrıldığı zaman
Sayfa 348·Kitabı okudu
Din