bir sorunu görmekle çözmek arasındaki fark, başkalarına akıl vermekle akıllı davranabilmek arasındaki fark gibidir. Akıllı olmak başka, aklını kullanabilmek başka, aşktan aklını yitirebileceğini bilmek kimseyi bu hastalıktan kurtarmıyor. Aslında aklı başında, ızdırapsız bir aşk, kan akmayan bir savaş gibi bir çelişki taşıyor
Olgun bir aşkı, olgunlaşrnarnışından ayıran da budur. Hl'r açıdan daha çok yeğlenir olgun aşk, her insanın doğasında iyinin de kötünün de bulunduğu bilincini taşır, ülküleştirrneyi reddl•ller, kıskançlıktan, maçoluktan ve aşırı tutkudan uzak, cin sel boyutu da olan bir arkadaşlık biçimidir, hoştur, huzur dolu dur w karşılıklıdır (belki de arzuyu tatmış olanlar, ızdıraptan bu denli uzak olduğu için buna aşk demezler). Olgunlaşrnarnış bir a�k ise (yaşla bir ilgisi yoktur bunun) ülküleştirrne ile hayal kırıklığı kargaşası arasında gidip gelir, haz ve güzellik ölümcül bir bulantıya dönüşebilir, insanın aradığı çözümü sonunda bul duğu duygusuyla o güne dek kendini hiç o denli boşlukta his sctnwnıesi gibi duygular atbaşı gider. Olgun olmayan aşkların mantıklı sonucu (mutlak sonucu) simgesel ya da gerçek bir üliimdür: Olgun aşklar ise evlilikle doruğuna çıkarak ölümü alı�kanlıklarla engellerneye girişir (Pazar gazeteleri, ütülenen pantolonlar, uzaktan kurnandalı ev alet edavatı gibi). Olgun ol mayan aşklar asla ödün vermez ki bu da ölmeye yatrnak de mektir. Olgunlaşrnarnış bir ihtirasın doruklarına varmışlar için evlilik dayanılmaz bir bedeldir -böyleleri, ilişkiyi öyle sonlan dırmaktansa arabasını uçurumdan aşağı sürmeyi yeğler.