İnsanların, toplum uğruna, kitle halinde yok edilmelerinin geçerli ve güncel bir felsefe olabildiği günümüzde, bir tek insanın hayatını kurtarmak için ugraşmak, hayat kurtarmayı amaç edinmek, ancak bu, gerçek bir doyum sağlayabilirdi.
Demek ki, yalın yaşama coşkunlukları bir köşeye itile itile ya da zamansızlıktan yakınılarak, yerine çok gerekli sanılan edimler konula konula geçiştirildiğinde-ancak o zaman-büyük ve bilinmeyen tutkuların özlemi başlıyordu.
Alışılmış kişiye güven vermesi gereken onca kurala ve toplumun aldığı güvenlik önlemlerine karşın, insan yalnızdı, çaresizdi. Böylesine bir yalnızlık, çaresizlik duymak için ille de çocuk olmak gerekmiyordu; insan tepesine vurularak, lokması elinden alınarak, hatta yalnızca unutularak, bir köşeye bırakılarak ölüme benzeyen bir kimsesizliği terk ediliyor.