***
“Bazı insanlar böyle yaşar, diye değil Lina…
Sen nasıl istiyorsan öyle yaşa diye…”
***
Serinin ilk kitabında, Lina’nın iç dünyasına odaklanarak onun yaşadığı duygusal karmaşaya tanık olmuştuk. O ağır ve kasvetli hava, karakterin içsel çatışmalarını anlamamızı sağlıyordu. İkinci kitapta ise hikaye daha eğlenceli ve hareketli bir hale gelmişti. Fakat üçüncü kitap, serinin tam anlamıyla zirveye ulaştığı nokta oldu. Artık Lina, babasının bıraktığı sırları çözmeye çalışırken kanlı geçmişiyle de yüzleşiyor. Bu yüzleşme ona oldukça ağır geliyor ve Aral’la arasına mesafe koymasına sebep oluyor. Onu bu konuda anlamamak elde değil, ama bazı tavırları gerçekten zorlayıcıydı. Yer yer sinir krizleri geçirtiyor.
Yazar, bu kitapta kurguyu öyle güzel inşa etmiş ki her şey tam yerinde ve dozunda. Karakterlerin gelişimi oldukça etkileyici. Yeni eklenen karakterler ve Lina’nın kendini bulma arayışı, kitabı daha da sürükleyici kılıyor. Aral’la olan aşkı ise... Ne desem az! Aral, o kadar nazik ve şefkat dolu ki, bir insanın böylesine sevilmesi insanın içine dokunuyor. Onun sevgisini okurken içim ısındı, gözlerim doldu desem abartmış olmam.
Zaten her zaman zekice kurgulanan hikayelere bayılırım ve bu kitap tam da bunu sunuyor. Hikaye, ilk iki kitaba göre daha da derinleşiyor. İlk kitap Lina’nın iç dünyasına odaklanırken, bu kitap onun çevresinde gelişen olayları ve ilişkileri ön plana çıkarıyor. Aral’ın sevgisiyle bir insanın nasıl değiştiğini görmek, en çok etkilendiğim noktalardan biri oldu.
Serinin en büyük değişimlerinden biri ise verilen mesajda saklı. İlk iki kitap boyunca, Lina’ya "Olsun, bazı insanlar böyle yaşar" düşüncesi daha baskındı. Ancak üçüncü kitapta bu mesaj tamamen değişiyor ve "Bazı insanlar böyle yaşar diye değil, nasıl istiyorsan öyle yaşa" mesajı öne