Lojman ondan Metin'i de almıştı. Hem de en başından itibaren. Buraya taşındıkları günden beri sinsice örmüştü ağlarını. Nasıl örüldüğünü görmese de o ağlar hep orada, iş başındaydı. Ağı delip geçmek için yaptığı her hamle, ağın esnekliğince içeriliyor, gözünün önüne bir perde çekerek hakikatten kopardığı yetmezmiş gibi görünmez bağlarla sıkıca kavrıyor, kurtulmak istediği o arkaik, boğucu, sıradan ilişkilerin orta yerine seriyordu cesetlerini. Üstelik anlıyordu ki onlara vicdanı, durmaksızın çalışmayı, emek vermeyi dayatmış, en güzel yıllarını değersizleştirip paçavraya çevirmişti. Öfkesi dinmek bilmiyordu. Bu saçmalıktan kurtuluş ihtimali varsa bile kendisini de yok edecek bir patlamanın yıkıntılarından doğacaktı.
Yıkma dürtüsünün yaratma dürtüsü olduğunu hangi kitapta okumuştu, hatırlayamadı.