Seni dinler isem...sana öğrettikleri gibi bana da durmadan söyleyenlerin sözlerini dinler isem; elmaları, armutları, zerdalileri, asmaları, hatta gülleri, hepsini, tez elden kesmeliyim.
Yanıbaşında durup bakıldığında, üzerinden geçildiğinde değil; Kırklar Tepesi'ne çıkıp yukarıdan seyredildiğinde görüldü ki; ne kırmızı kiremitli evler, ne Acıçay'ın üzerine kurulan dört delikli taş köprü, ne Ulu Cami'nin minareleri, ne de Kervansaray ovaya böylesine müdahale etmemiş.
O dükkânda, o kuş sesleri, yeşil yapraklar arasında kalmayı nasıl istemiştim. Yün kokusu, yorgan yumuşaklığı, pamuk tozu.
İğne ve iplik.
Bir eğik baş, bir çift sulu göz.
Kısa bir süre yenilmişliğin, başarısızlığın ızdırabı ile donuklaşacak yüzü, bulutlanacak. Sonra henüz çocukluğu, yani henüz önündeki uzun yıllar, yani fırsatlarla imkânlarla dolu gelecek; bilmediği, tanımadığı yerlerinden fışkıran arzu, o saf iyimserlik güldürecek yüzünü.