Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonra oturup günlerce kendimi tarttım, durumumu düşündüm, geleceğimi, davayı. Herhalde yüreksizin biriydim... Utanmalıydım. Yolu yarıladığımdan, kimselere çaktırmamaya çalışmamdan, kendimden ve herkesten. Ruhumdaki alçaklığı düşündüm. Tabansızlığımı. Aç kaldım, kendime eziyet ettim, ağladım. Günlerce ne kimseyi gördüm, ne konuştum. Fukara geçmişimi düşündüm, zaaflarımı... İçimi kemiren alçalma duygusu. Elbet bir gün attığım adımların hesabını vereceğim. Saklandım.
Mutlaka güçsüz ve yeteneksiz olmalıydım. Boyumdan büyük işlere kalkmış, kaldıramayacağım sözler söylemiştim. Birileri bana " ... evet sensin, beklenen gençliğin bir unsuru da sensin, senin omuzların üzerinde yürüyecek bu dava" falan demiş olmalıydı. Beni tanımıyorlardı, geçmişimi ve halimi bilmiyorlardı. Ne yiyip ne içtiğimi sormuyorlardı. Azla yetinme ve çileye yatkınlığıma güvenerek, alçak gönüllü duruşuma aldanarak, içimde kopan fırhnalardan bihaber. Akseki' den gelmiş, bir medrese odasına sığınmış, yamalı pantolonunu henüz çıkarmış, bıyıkları yeni terlemiş, dünyaya pembe-lacivert bakan bir garip Asım.
Her şeyin tıkır-tıkır işlediğine, atılan tohumun mutlaka yeşereceğine, davanın er-geç bu mukaddes topraklar üzerinde muzaffer olacağına duyulan o sarsılmaz iman yoktu artık. Sadece bu mu?
Hani bu derneğin salonlarını dolduran gençler? Nerde hemen her gün uğrayıp, derginin son sayısını sorma bahanesi ile "gençleri şöyle bir yoklamaya" çıkmış büyükler? Nerede o gür sesli nutuklar, ateşli tartışmalar, bildiriler?..
"Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız. Olur ki uyuyakalırsınız. Sırtınızdaki çıkında ebedî gayenin dürülmüş azıkları varsa ne mutlu size. Gece serindir, yapraklardan süzülen yel gözlerinizdeki yaşları kuruturken ruhunuzda kâinatın derin sessizliğini taşıyarak sabaha doğru yürüyüp fecri başlatınız.
Cemiyetin vahşî, zehirli bitkilerle dolu, her dalında uğursuz baykuşların manasız telkinler yaptığı sık ağaçlı ormanlarında çetin yolculukların başlangıcı için sabahı beklemeyiniz. Sabahı beklemek öğleni, öğleni beklemek akşamı beklemek gibi bir ruh gevşekliğini doğurur.
Beynimizi tırmalayan zaruretleri mi hatırlatıyorsunuz. Evet hayatın zaruretleri ayaklarımıza dolanmış zincirlerdir ve ıstıraplarımıza çeşni katarlar. Fakat bu vahşi sahayı geçmek için hiçbir zaruret kâfi bir mazaret değildir. Ruhumuzu aldatmayalım, ebedî gayeye ihanet etmiş oluruz.
Durduğumuz noktada inançlarımızın eskidiğini, yabancılaştığını hiç tecrübe etmediniz mi? En acı kayıp budur: Gerilemiş ruhların mütemadiyen tavizler vererek hayatla, zaruretle uyuşmaları..
Filozofun öğüdü bütün hayatımızda takip edeceğimiz en
esaslı metottur:
"Uzun yolu seçiniz..."
Böyle yazmış aziz dost.
Rüzgarın etekleri medrese avlusundaki koca çınarın dallarına sürünüp geçecek. Kim bilir kaç yüzyıl önce genç bir medrese talebesinin dudaklarından mırıltılarla dökülen, yükselip çınarın yaprakları arasına gizlenen ilahiyi başlatıverecek.