Furkan Birkanım

Furkan Birkanım
@furkanbirkanim
Gözlerin gözlerime değince Felâketim olurdu ağlardım Beni sevmiyordun bilirdim Bir sevdiğin vardı duyardım Çöp gibi bir oğlan ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felâketim olurdu ağlardım Attila İlhan
Reklam
Bazen kötü olmayı bilmek gerek. Bukalemun gibi deri değiştirmek gerek. Bilmiyor musun? O zaman geçmiş olsun. Ölülerin sesi kulaklarında yankılanır, senin için ölmüş olanların, içten içe öldürmeye başladıklarının sesi. Bazen kesilsin istersin ama hiçbir zaman kesilmeyeceğini bilirsin. Ölüleri susturamazsın.
"Klasik" kitapları okumanın, sadece toplumumuzda değil dünya çapında aşırı abartılan bir durum olduğu kanaatindeyim. Türk ya da Dünya, fark etmez. Ancak toplumumuz batı özentisi olduğundan, eğer ki Dünya edebiyatı okumamış ya da okuyup da sevmemiş ol, o zaman milletimize göre yaşamaya hakkın yoktur. Maalesef yeni normal bu şekilde.

Furkan Birkanım

@furkanbirkanim
·
Senin, farklı yazarların penceresinden her baktığında yaşadığın şaşkınlığa şaşıyorum. Ben, farklı noktalardan bakıp da yeni manzaralar gördüğümde mutlu olurum sadece. Şaşkınlıkla, keşkelerle pek işim olmaz. Ya sen? Keşke daha önce okusaydım diyeceğin kaç kitap var kim bilir?
Sosyal Çürüme
Bundan yıllar önce Zeliha Bürtek hoca bahsetmişti. "Ekonomi her zaman toparlanır, ancak sosyla çürümeyi düzeltemezsin." diye, bilenler bilir. Şu anda, çok net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz ki sosyal çürüme had safhaya ulaşmış durumda. Kendi ananelerini reddeder hale geldi toplumumuz. İkili ilişkilerde çok ciddi sıkıntılar mevcut. Misal: insanlar saygı çerçevelerini kırıp geçmişler adeta, koca bir nesil, hani şu falanca kuşaklar var ya: Y, X, Z, α... bir de isim takıyorlar çok bir fark oluyormuş gibi. Bu "(k)uşaklar", büyük nedir bilmez vaziyette. Abi, abla kavramı kaybolmuş durumda en basitinden. Direkt isimle sesleniyor, sanki askerlik arkadaşın. Bunun sebebi de zamanından beri süre gelen "mevcut" düzenin insanlara dayatmış olduğu "galat-ı meşhurlar"dır. Neymiş efendim ergenmiş de istediğini söyleyebilirmiş. "Ben evladımı özgür yetiştiriyorum" diyen, özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen mankafalar da bu düzeni devam ettiriyor haliyle. Devamında da ne mi oluyor: Empati kurmadan yoksun bir insan. Nato kafa nato mermer. Tabii ki şunu demek de yanlış: "Büyükler her zaman haklıdır." Bu cümle ne kadar yanlış ve cahilceyse, yukarıda bahsettiğim şekilde düşünmek de cahilliğin alametifarikalarındandır. Şunu da unutmamalıyız. Sosyal çürüme, sadece "saygı" kurumundan ibaret değildir. Hatta saygı kurumunun dağılması, sosyal çürümenin sebeplerinden doğan bir sonuçtur. Dini her şeye alet edersen mesela, bu kurumun çökmesi kaçınılmaz olur. Toplumumuzun var olan etik değerleri, gözümüzün önünde yitip gitmekte. Bunun farkında mıyız? Düzeltmek için ne yapılabilir? Ne tür girişimlerde bulunulabilir? Bu sorular türetilebilir elbet, ancak cevapları aramakta ve icraate geçirmekte gecikmemeliyiz. Yoksa dipsiz çukura doğru düşmeye devam eder, suçu da (k)uşaklarda ararız. Allah sonumuzu
Hayaller Alemi
İnsan, bilinç kazandıktan sonra hayal dünyasına doğru emeklemeye başlar. Bazen bir kitapla başlar hayaller kurmaya, bazense ufak bir hareket hayal kurmak için kâfidir. Çocukken yeni bir oyuncak almayı düşlerken, biraz daha büyüdüğünde üzerine hayal kurulacak konu sayısı da hayli artmıştır. Kimi titizlik içinde geleceğini planlar hayallerinde, kimi ise duygularının esiri olup farklı dünyalara yelken açar. Kâh Mecnun olur, çöllere düşer; kâh Juliet olur, balkonda Romeo’yu bekler. Dünyadan göçmüş hısmına selam çakar kimi zaman, kimi zaman da yaşam defterinden siler hasımlarını. Tabi ya, hayal dünyasında her zaman güzellikleri düşleyecek diye bir kaide yok ki! Yaşamında henüz gerçekleştiremediği ancak gerçekleşmesini arzu ettiği pozitif olaylar da; gerçek dünyada yapamayacağı nefsani, negatif olaylar da hayaldir en nihayetinde. İşte bütün bu düşler ve düşünceler, insanı insan yapan olgulardır. İnsan, hayal ettikçe kendini geliştirir. Çünkü hayal dünyasına adım atmak, düşünmekle başlar. Durup dururken “Şu koliyi şuraya değilde buraya koysaydım ne olurdu acaba?” diye kendisine sorduğunda, düşler tiyatrosuna açılan kapının anahtarını eline almıştır, bu düşünceyle. Ancak, her düşüncenin cevabı olacak; her hayal edilen şey gerçek olacak diye bir söz söylenemez elbet. Eğer insanın hayatına kendisini hayal ettirecek bir kimse girdiyse veya girmeye tenezzül ettiyse, işte o zaman depremler olmaya başlar. Dünya, ya kendini yenileyecek, ölü toprağını atacaktır; ya da düşleyen kimsenin başına yıkılacaktır. İlk ihtimali yaşayan şanslı kişilerin dünyası daha bi sağlamlaşmıştır. Ancak ikinci ihtimal, insanı öyle bir çukura sürükler ki, kafasına molozlar inerken hayal etmek zorunda kalır. Hayal ettikçe de sarsıntı şiddetlenir, molozlar daha sağlam inmeye başlar yukarıdan. Paradoxa
Reklam