Zevkleri ve kabiliyetsizlikleri bakımından yüzeysel, cemiyet hayatı meraklıları da asla kendi içlerine dönüp, hem çok meşgul hem de aptalca geçen kısır hayatlarının ortasında hissettikleri gerçek duyguları aramazlar ve sonunda bu alışkanlık, içlerindeki gerçek bir duygu belirme olasılığını öldürür. "Başkaları ne der?"e bu tabiiyet onları sevimli, terbiyeli, hiçbir özgün yanı olmayan insanlar haline getirir. İpleri başkalarının elinde duran, iyi huylu mekanik oyuncaklar olurlar. En korkunç anlarda bile hisleri kabul edilen sınırların dışına çıkmaz.
Bilincimizden dışarı attığımız ve sürgünde tuttuğumuz fikir zincirlerinin beyinsel alt katmanları güçlerini yitirir, silinir ve körelirlerken kendileriyle ilişkili fikirlerin de yok olmasına yol açarlar. Şu hâlde düşüncelerimizin hakimiyiz demektir: Ayrık oylarını yolabilir, hatta bunun da ötesinde onları taşıyan toprak parçasını da yok edebiliriz.