Furkan

Furkan
@furkhanate
MONTAGNA, ANADOLU'YA İTALYAN MUHACİRİ ALMAMIZI İSTİYOR
İşlere devam ediyoruz. Bu çapraşık işler sırasında bir gün Montagna beni oteline davet etti. Lozan'da benim sigaram meşhurdu. Herkes söylermiş. Samsun'da birinci derece den beş altı bin sigara yaptırmıştım. Montagna'ya da verdim. Dostuz, fakat adam şeytan. Tabii dostluk işe tesir etmemelidir. Doğrusu bu. Diplomatlar karşılarında aptal bulurlarsa, dostluk safhası girer, aldatırlar. Demek dostluk sade aldatma vasıtasıdır. Montagna birtakım meselelerin tarafımızdan fedakârlık edilerek bitirilmesini söyledi. Bir de illâ Anadolu'ya yüzbinlerce İtalyan muhaciri yerleştirilmesine müsaade etmemizi istiyor. İktisaden muhtaçsınız. Amele ve ustalarınız yok. Sizin menfaatiniz diye bunları kondurmak istiyordu. Yutmadığımı görünce, tatlılığını bıraktı. Ben de perdeyi yükselttim. Bu sefer tehdide başladı. Şöyle kavga ettik: O - Harp ederiz. Ben - (Soğukkanlı bir tavırla) Harp ederseniz ne olur? O - Ne olacak? İngiliz, Fransız ve biz ordular göndeririz, Anadolu'ya gireriz. Ankara'yı başınıza geçiririz. Ben - (Aynı tavırla) Eh, buyurun! Hiç durmayın, hemen başlayın! O-(Kıpkırmızı bir suratla, hiddet içinde) Mahvolursunuz... Ben - İyi dinle! Sana iyi bir nasihat vereyim. Sonra belki devletinize lâzım olur. Harp açarsınız, ordularınızı da Anadolu'ya sokarsınız, fakat bu Anadolu uğursuzdur. Gelen orduları yer. İşte bakın misâli... Yunan ordusu. Anadolu'da o topraklara gömüldü, gitti. O - Ama biz Yunan değiliz. Ben - Siz Habeşistan'da kahramanlığınızı gösterdiniz. Sonra bunu Trablus'ta bize de gösterdiniz. Orada yirmi otuz zabitimizle, beşyüz neferimiz vardı. Bir iki bin de yerli Arap. Silah, cephane teşkilatımız da yoktu. Sizi birkaç defa sahillere döktük. Ancak, donanmanızın himayesine sığınır, dururdunuz. Bu sefer Anadolu'ya gelin de, sizinle iyi bir imtihan oluruz. Durdum,
Sayfa 278·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Burada yine zikretmeliyiz: İktisadi ve mali işlerde bir adamımız yoktu. Zaafımız görünüp duruyordu. Frenkler bunu sezmişler. Bu hususta onların birçok, mesela Sir Reynolds gibi müthiş adamları vardı. Bu adam, Fransa'nın beynelmilel mali işlerini görür. Böyle konferanslarda hep odur. Sonunda Fransızlar bize söylediler de: "Birçok işte iyisiniz. Fakat para işine asla aklınız ermiyor." Bu sebeple söylerim ki, bu devlet ve millet için her şeyden evvel maliye ve iktisat mütehassısları yetiştirmek hayati bir meseledir. Bu da zeki ve iyi darülfünun tahsili görmüş gençlerle Avrupa'da maliye ve iktisat tahsil ettirmek ile olur. Tahsilden sonra, bunları yine Avrupa'da behemehal, bankalar, şirketler ve emsalinde çalıştırmalıdır.
Sayfa 269·Kitabı okudu
Mustafa Kemal, Nutkunda, Hükümetle Heyet-i Murahhasa arasında ihtilâf olduğunu, kendisinin buna dahil olmadığını söylüyor, ama kendi de hükümetle beraber bu emri vermişti. Hükümet onun izni olmaksızın bir işi, hele böyle ağır ve mühimini yapabilir miydi? Şimdi yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal oldu. Ne yapacağımızı şaşırdık.
Sayfa 264·Kitabı okudu
Bir şeyi ve hakkı söylemek lâzım. Abdülhamid (Sultan II. Abdülhamid) her şeye rağmen borç ödemiş, borç yapmamıştır. Bu borçlar Mecit ve Aziz zamanları israfatınındır. O zamanlarda sarayların, Fuad Paşa gibi ricalin israfatı müthiştir. Sonra bu borca Ittihadçılar epeyce borç kattılar. Bu işlerde o kadar güçlük çektik, münakaşalar esnasında bu işin künhüne o kadar vardık ki, bence bu devlete borç yapmak en büyük denaet ve cinayettir düsturu hasıl olmuştur. İsmet de bu fikre vardı ve bir düziye bunu söylüyordu. Fakat şimdi, şaşılacak şey, bütün borç yapıyor ve yapmaya çalışıyor. Borçsuz devlet olmaz. Biz fakir Türkiye, hele Avrupa sermayesi olmaksızın terakki edemeyiz. Bu da bir hakikattir. Ancak istikrazı evvelki gibi yemek için devlet masrafı ve israf için almamalı. Devlet kendi yağıyla kavrulmalı. İstikraz sade yollar, şimendiferler, fabrikalar, sulama veya bataklık kurutma, maarif gibi şeyler için yapılmalıdır. Böyle istikraz zaruridir ve bu da devlete yük ve zarar değil, bir müddet sonra kâr olur.
Sayfa 262·Kitabı okudu
LÂİK KELİMESİNİ LOZAN'DA İLK DEFA BEN KULLANDIM
Bu vesile ile bir vakayı zikredeyim: İlk ben bu kelimeyi Lozan'da celselerde telâffuz ettim. "Türkiye läik oldu, din ve hükümet ayrıldı. Sulh olur olmaz Kanun-i Medeni'yi yapacağız." dedim, zabıtnamelerde vardır. Bu benim menfaatimizi müdafaa için Lozan'da mühim mesnetlerimden biri idi. Padişahlığı ilga eden takririme de din ve devletin ayrıldığı kaydını koymuştum ki, bu lâikliğin esasıdır. Bu kelimeyi Ziya Gökalp "Ladini" diye tercüme etmiş. Büyük hata... Bizim gazeteciler de benim beyanatımı neşrederken ladini tercümesi ile neşretmişler. O vakit Meclisteki hocalar köpürmüş. Lozan'dan avdetimde, yani inkita zamanında Meclis'te bunu bana sordular. Ve beni ithama çalıştılar. Baktım ki bunu mühim bir mesele yapmışlar. Kendilerine izahat verdim. Meclis zabıtnamelerinde vardır. Dedim ki: "Lâik, ladini demek değildir. Tercüme pek yanlış yapılmış. Nâsuti demektir. Lâhutinin aksi, nâsutîdir. Eskiden Reşid Paşalar bunu cismani diye tercüme etmişlerdi. Ruhani değil. İşte cismanidir" mutmain oldular. Mesele bitti.
Sayfa 253·Kitabı okudu