Kendi yaşamı tıpkı, penceresi poyraza bakan bir tavan arası gibi soğuktu. Can sıkıntısı, tıpkı bir örümcek gibi sessiz sedasız, karanlıkta ağını genç kadının yüreğinin bütün köşelerine örüyordu.
(...) sanatçı değil ama duygulu bir yaradılışı olduğu için manzaralar yerine heyecanlar aradığından, gönlünün hemen beslenemeyeceği her şeyi yararsız diye kaldırıp atıveriyordu.
Ona öyle geliyordu ki, tıpkı kimi yerde yetişip kimi yerde yetişmeyen bitkiler gibi, mutluluk denen bitkiyi de ancak dünyanın belirli bazı yerleri yetiştirebilirdi.