Mecbur olmak mühürlenmiş, imza atılmış bir kağıt üzerinde midir yoksa sizin ve sevdiğinizin/sevdiklerinizin mühürlediği kalbinizde mi?
Özgürlüğünüz ve esaretiniz size "üst" makamlar tarafından mı biçilir yoksa sadece ruhunuz tarafından mı?
İrade sadece içinde bulunduğu bedene mi aittir? Ne zaman kişinin benliğinden uzaklaşıp ait olduğu bedene ihanet eder?
Havasını çekip huzur dolduğunuz, suyuna baktığınızda bulutların yansımasını gördüğünüz, çalışanına baktığınızda saygı gördüğünüz ülkede ne zaman rahatsızlanmaya başlarsınız? Ve bu rahatsızlık gerçekten sizin midir yoksa "üst" makamların mı?
Korku, aşkınızın ve huzurunuzun önüne ne zaman geçer? Onu nasıl ezer?
Düşmanınıza gelen zararda dahi yüreğiniz parçalanıyorsa ortada neyin mecburiyeti vardır?
Bu soruların cevabını savaştan, savaşın zorunluluklarından ülkesi için dahi olsa nefret eden Ferdinand'dan öğreneceksiniz.