Çünkü insanlar için değeri olan bir şeyin Tanrı katında değeri sıfırdır. Öyleyse ruhumuzun kurtuluşu, ruhumuzun kötülüklerden arınması için dua etmeliyiz.
İvan Denisoviç'in Bir Günü, Rus edebiyatının Nobel ödülü sahibi yazarlarından Aleksandr Soljenitsin ’in en bilinen eserlerinden biridir. Eser, Sovyetler Birliği’nde özellikle Stalin döneminde uygulanan baskı ve sansür ortamını yansıtan önemli metinlerden biri olarak kabul edilir.
Eser, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen ve ülkesine döndüğünde casusluk suçlamasıyla sürgüne gönderilerek Gulag sistemindeki çalışma kamplarına mahkûm edilen İvan Denisoviç Şuhov adlı bir mahkûmun sürgündeki tek bir gününü tüm ayrıntılarıyla anlatır. Romanda bu durum, karakterin şu sözleriyle eleştirilir:
“Benim buraya girmekte ne suçum var? 1941 yılında savaşa hazır değilsek bunun cezasını ben mi çekmeliyim?”
Eserin her sayfasında Şuhov’un soğuğa, açlığa ve ağır çalışma koşullarına karşı verdiği mücadeleyi hissetmemek neredeyse imkansız. Sabahın erken saatlerinde yüzlerce kişiyle paylaştığı kamp hayatına uyanan İvan Denisoviç, kahvaltıda fazladan bir kase lapa alabilmek ya da bir tutam tütüne kavuşabilmek için mücadele ederek güne başlar. Rusya’nın sert soğuğunu ve kamptaki açlık ile sefaletin ağırlığını her sayfada hissettiren bu eserde, onun gün içinde işe gitmesi, çalışması ve diğer mahkûmlarla ya da kamp görevlileriyle kurduğu ilişkiler ayrıntılı biçimde aktarılır.
Çalışma saatlerindeki ağır tempo, kampa dönüş yolunda yapılan sıkı denetimler ve zorlu hava koşulları günün bir parçasıdır. Akşam saatlerinde ise kampta verilen yalnızca çorbadan ibaret olan akşam yemeğini alabilmek için verdiği mücadele, mahkumlar arasındaki küçük alışverişler ve kamp nöbetçilerinin bitmek bilmeyen yoklamalarıyla gün sona erer.
Rus edebiyatı okurlarının aşina olduğu sürgün ve kamp yaşamı, Soljenitsin’in kaleminden tek bir günün zaman dilimi içinde son derece ayrıntılı, sürükleyici ve çarpıcı bir biçimde anlatılır. Eser, Gulag