Bugün böyle gelişi güzel yazmak istiyorum. Bunu bi podcast olarak düşünebilirsin.
Öncelikle nasılsın bakalım? Hayatın neresindesin acaba? Düşünüp cevapladın diye umuyorum.
Beni soracak olursan hayatımın en zor dönemlerinden birindeyim. Hatta en zor dönemlerinden biri daha diyebiliriz. Sonra aklıma şu geliyor: Bir zamanlar "hayatımın en zor" dönemi dediğim çoğu şeyi geride bıraktım ya da bırakamadım. Ama gitti o dönem. Şimdi başka bir zor dönemin içindeyim. Sanırım bu da bitecek bir gün. Bazen sabretmek çok zor değil mi?
Ya da bu dönemin tam biteceğini düşünürken yeni bir engelle karşılaşmak....
Belki de aynı şeyleri yaşamıyoruz ama aynı şeyleri hissediyor olabiliriz, belki bi konuşsak senin dertlerin benden de bile çok ve ağırdır.
Bazen diyorlar ki kıyas yapmak yani acıları yarıştırmak iyi bir şey değil. Galiba biraz haklılar çünkü insanın yüreği o zor dönemde hiçbir şeyi göremez oluyor.
Bugün mesela aslında benim için çok güzel bi gün olabilirdi, elimin tersiyle ittim. Sonra bunun hüznü de doldu içime. Sonra aniden dedemin şu sözü aklıma geldi: "Nasibinde yoksa dayak bile yiyemezsin."
Bu söz çok ironik mesela. Ve doğru.
Gelelim bu "zor döneme".
Ben kendi açımdan içimi dökeceğim istersen sende bi düşün. Şu an olduğun, zorlandığın dönemde nasılsın?
Öncelikle bu dönem benim için en az 3 en fazla 10 yıldır süren yani sürekli kabuk bağlayan ama hep kanayan bir dönem....
O kadar uzun ve çetrefilli ki.... kendimi yapmam dediğim ne varsa içinde bulduğum bir dönem.
Kötü alışkanlık bile edindim (dumanlı olan)
Bu iftihar edilecek bir şey değil ama bu zor dönem benim hayatımda kötü etkiler bıraktı çok fazlaca işte.
Hâlâ da bırakmaya devam ediyor ve edecek gibi de.
Dönüştüğüm kişinin renkleri soldu, gözyaşları hiç dinmedi, kafasındaki lanet sesler hiç susmadı.
Şimdi kocaman bir