Tutunamamışlara...
Tutunamayanlar'okumaya karar verdiğimde gerçekten hayatta tutunmaktan yorulmuş bir hâldeydim. Bu hâl Selim'in yoldaşlığıyla pekişti.... Selim, tüm hayatta olan inancını yitirmişti, bu inancı yitirmek dünyadan silikleşmek demekti. Herkesin bakar kör olması gibiydi. Her yönüyle çevresine yük olan ve öyle hisseden herkesin yoldaşıydı Selim.
Selim herkesin korktuğunu yaparak ardında kendini anlattığı bir sürü yazı bırakarak gitmişti. Ona hep bu yaşantısına son vermesini fısıldayan sesi dinleyip gitmişti. Çünkü ancak belki böyle duyulurdu sesi... Selim kendini duyuramamaktan çok yorulmuş herkesi anlatıyordu.
Selim bir hayal ürünü değildi. Çünkü bir sürü Selim vardı. Selim kadar silinmiş, sesi kesilmiş, karanlığa mahkum edilmiş, susmuş, sevmekten bıkmış bir sürü insan...
Selim herkesin yerine anlamış, anlatmış, yazmıştı.
Belki de birçok insanı büyük bir yükten kurtarmıştı. Kimsenin anlatamadığını birkaç cümleye sığdırmıştı....
Ben kitabı okurken Selim oldum. Onu anladım. Onunla üzüldüm. İçimdeki Selim ile tanıştım. Tutunamayanlar'ı ne zaman okusam Selimle dertleştim. Selim'in yitip gittiğini kitabın sonunda ağlayarak kabullendim...
Yokluğunun fark edilmemesi, kalbin bin parçayeken oradan oraya koşuşturmak, anlamayana anlatmaya çalışmak, susup ve yitip gitmek.. Bunlar Tutunamayanlar'ın bildiği şeylerdi. Kimsenin adını dahi kondurmak ve yüzleşmek istemediği şeyler. Oğuz Atay öyle bir yüzleşme gerçekleştiriyor ki okuyanla... İnsan içine bir ayna yansıtlmış gibi hissediyor...
Bu kitabın her yönüyle zamanı olduğuna inanıyorum. Eğer bir gün tutunamayan olursanız ancak o zaman okuyabileceğiniz bir dünya bu kitap. Umarım hiçbir zaman tutunamayanlardan olmasınız.
Selim Işık ile kalın.
("Selim’in ölümü bana hepsinden acı geliyor. Bir de, bütünüyle unutulmak