Burada bir öykü anlatmayacağım. Kısaca yaşanmış gerçek bir öyküden söz edeceğim. Anabasis ya da diğer adıyla “Onbinlerin Dönüşü” Batı Anadolu’da Sardes’ten başlayıp, yine Batı Anadolu’da Pergamon’da biten bir seferin yaşanmış uzun ve gerçek bir öyküsüdür. Kitabın yazarı ve bu sefere katılan Ksenophon’dur. Burada bu
öyküyü anlatmak zordur. Tamamının okunması uygun olacaktır. Bu nedenle sadece kısa bir bilgi vermekle yetineceğim. Bu sefer M.Ö. 401/400 yılında II. Artakserkes’in kardeşi Genç Kyros’un tahtı ele geçirmek için Spartalı ve paralı askerlerden oluşturduğu bir ordu ile düzenlediği seferdir. Yolculuk Sardes’ten başlayarak Ege’den Akdeniz’e uzanmış ve Toroslar’ı aşıp Fırat Nehri boyunca devam etmiştir. Güney Mezopotamya’daki Kunaksa’da her iki tarafın da büyük kayıplar verdi ve Genç Kyros çarpışmalarda öldü.
Artık huzur içerisinde ülkelerine dönebilirlerdi ama dönüş yolculuğu daha çetin koşullarda oldu. Dicle’yi izleyerek Van Gölü’ne, Erzurum ve Kars üzerinden Trabzon’a, oradan Sinop’a, İstanbul’a, Trakya’ya sonra geriye dönüp Çanakkale boğazını geçerek Pergamon’a gelirken Başlarından bin bir olay geçti. Ksenophon tüm olup bitenleri bir günlük biçiminde kaydetmiş, geçilen yerleri, çekilen zorlukları, komutanlar arasındaki tartışmaları ve kendince önemli gördüğü her şeyi kitabına katmıştır. Aslında onun yaptığı ilk savaş haberciliği bile sayılabilir. Ksenophon, olayları sadece gözlemlemekle de kalmamış, dönüşte başsız kalan Yunan birliklerinin komutasını da üstlenmiştir.
Tarihi bir roman gibi olan Anabasis, arkeoloji için kaynak yapıtlardan biri olup, Anadolu halkları ve onların töreleri yanında mitolojik öykülere ve coğrafi bilgilere de yer verir.
Anabasis şu cümle ile biter. “İlerleyiş ve geri çekilişte alınan toplam yol, iki yüz on beş yürüyüş günü, bin yüz