Özür dilemek bağışlanma dileyen bir soruydu, çünkü iyi bir yüreğin metronomu, her şey yoluna girip olması gerektiği hale gelene kadar yatışmazdı. Özür dilemek olanı geri almak değil, olanları ilerletmekti. Boşluğu kapamaktı. Özür dilemek bir yemindi. Bir adak. Bir hediye.
Herkes bir meslek öğrenebilir, vergilerini ödeyebilir ve bir aile kurabilir. Ama bu büyümek değildir. Asıl önemlisi dünyan sarsıldığında nasıl davrandığın ve etrafında neleri ne kadar görebildiğindir.
Kimse gerçekten erdemli değildi, kimse lanet okumaktan tamamen kaçamazdı. Her hikâyedeki her karakter, iyiyle kötü, doğruyla yanlış arasında gidip gelirdi. Ama farkı görebilenler, çizgiyi geçtiklerinde bunu anlayabilenler iyi insanlardı. Bütün suçu kabullenip hatayı itiraf etmek de zor ve tevazu gerektiren bir hareketti.