Konusu baş kaldıran, güçlü kadın gibi bahsedilmesine rağmen, ben böyle bir kadın göremedim. Tam tersine; erkek egemenliğine boyun eğip pasif direniş gösteren, hayalperest bir kadın gördüm. Kadın edebiyatını seven, güçlü kadın hikayelerini sık okuyan biri olarak konusu, kurgusu, karakterleri beni içine çekmedi.
Çevirisi ise son derece kötüydü. Böyle olunca insan hikaye ile biraz oyalanıyor içine girmekte zorlanıyor.
Örneğin şu cümle: 'Tristana evde azar işitmesin diye her zaman aynı saatte eve döner,…' burda özne belirsizlesip anlam kayıyor sanki başka biri Tristina azar işitmesin diye eve aynı saatte donüyor gibi algilaniyor. Oysa: 'Tristina azar işitmemek için eve sürekli aynı saatte dönüyor 'demek çok zor olmamalı. Çeviri sadece kelimeleri taşımak değil anlamı korumaktır. Bazı çevirmenler maalesef sadece kelime taşıyor, anlam yok. Editör kontrolünden geçmesi de ayrı bir eleştiri.
TristanaBenito Perez Galdos · Opera Kitap Yayınları · 2021741 okunma
…tıpkı gençliğimizde deli gibi sevdiğimiz kitapların, olgunluk çağımızda aynı tesiri yaratmaması gibi artık bunun ikisine de imkânsız ve uydurma gelmesiydi.
Romanya’da ayı oynatıcılığı yapan, toplum tarafından dışlanan ve konakladıkları her yerden kovulan bir aile, karanlık insanların yönlendirmesiyle bir anda kamyon kasasının arkasında yolculuk yaparak kendilerini Fransa’da bulur. Daha iyi bir hayat umuduyla çıktıkları bu yolculuk, orada da yoksulluk, önyargı ve dışlanmışlıkla devam eder. Sanki coğrafya değişir ama kader değişmez. Aile geçinmek için hırsızlığa zorlanır ve ailenin küçük oglu Ciprian da istemeden bu döngünün içine çekilir.
Bir gün hırsızlık yapmak için girdiği yerde satranç oynayan insanları görmesi her şeyin kırılma noktası olur. Oyunu önce uzaktan izler, anlamaya çalışır; taşların hareketi zihninde dönüp durur. Satranç onun için sadece bir oyun değil, kendini bulmanın ve başka bir ihtimalin kapısı olur. Yeteneğini keşfettikçe kaderinin yönü de iyi insanların desteğiyle değişmeye başlar.
Kitap genel olarak sürükleyiciydi. Ciprian’ın iç dünyasını ve sıkışmışlığını hissettirebiliyor. Ancak bana göre finali fazla aceleye gelmişti. Hikaye boyunca biriken duygular, mücadele ve dönüşüm daha derin bir kapanışı hak ediyordu. Son sayfayı kapattığımda tamamlanmışlık hissetmedim, sonu beni tatmin etmedi. Daha güçlü, daha sindirilmiş bir son olsaydı etkisi çok daha kalıcı olabilirdi.
Ursari’nin OğluXavier-Laurent Petit · Martı Yayınları · 202138 okunma
Amerikalı Yahudi yazar Michelle Cohen Corasanti’nin kaleme aldığı bu roman, Filistin’de İsrail’in zulmüne uğrayarak ailesiyle birlikte evinden edilen ve çadırlarda yaşamaya mahkum edilen matematik ve fizik dehası Ahmed Hamid’in 9 yaşından itibaren hayatını anlatıyor.
Ahmed’in dehasını fark eden öğretmeninin, tüm zorluklara rağmen onu sınava hazırlayıp üniversiteye gitmesi için desteklemesi, bence hayatının en büyük dönüm noktasıydı. Belki de kaderinin yönünü değiştiren asıl an buydu. Ve yıllar sonra, 61 yaşında gelen Nobel Ödülü… Tüm imkansızlıklara rağmen yükselen bir azmin öyküsü.
Yazarın yahudi kimliğiyle Filistinli bir karakterin acısını merkeze alması cesur bir tercih ve ilk romanı olması edebi olarak takdire değer. Anlatım akıcı ve sürükleyici. Bana biraz Uçurtma Avcısı tadı verdi.
Kesinlikle okunur.
Çünkü bu sadece bir başarı hikayesi değil; umudun, inancın ve insan kalabilmenin romanı.
Puanım: 10/10.