Hamdolsun âlemlerin sahibi yüce Allah'a...
Allah'ım! Senden nimetinin tamamını, günahlardan korumanın devamını, her şeyi kuşatan rahmetini, beden ve din afiyeti, güzel ve hoş bir yaşantı, ömrün saadetlisini, ihsanın tamamını, nimetlerin bütününü, en güzel ihsanlarını, lütfunun en yakın olanını istiyorum. Allah'ım! Bizimle beraber ol; bizi terk ve helak etme! Ömrümüzü saadetle sona erdir; umduklarımız gerçekleştir; sabah akşam bizleri afiyetten ayırma; rahmetini ulaşacağımız yer kıl; affını günahlarımızın üzerine dök; bize ayıp ve kusurlarımızı düzeltmeyi ihsan eyle; takvayı bize azık et, bütün gayretimizi dinin için yap; sana dayandık, sana güvendik. Allah'ım! Bizleri doğruluk yolunda sabit kıl; kıyamet günü bize pişmanlık verecek şeylerden dünyada bizleri koru; günahlarımızın ağırlığını bizlerden hafiflet; bizleri iyilerin yaşantısı ile rızıklandır. Kötü insanların kötülüklerini bizlerden uzaklaştır.Bizi, anne ve babamızı, kardeşlerimizi ve dostlarımızı rahmetinle cehennem ateşinden koru. Yâ Azîz, yâ Gaffar, yâ Kerîm yâ Settâr, yâ Alîm yâ Cebbar, yâ Allah yâ Allah yâ Allah Rahmetinle dileklerimizi kabul et, ey merhamet edicilerin en merhametlisi, ey evvellerin evveli ve âhirlerin âhiri ve ey hakiki kuvvet sahibi. Ey yoksullara merhamet eden; ey merhamet edenlerin en merhametlisi. İbadet edilmeye lâyık senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Hiç şüphesiz ben kendi nefsime kötülük edenlerden oldum. Allah'ın salât ve selâm,, Efendimiz Hz.Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabının tümüne olsun. Hamdolsun âlemlerin sahibi yüce Allah'a...
1000Kitap
Gaffar Okkan, meslek hayatında kuşkusuz en büyük savaşı, Hizbulllah’a karşı verdi. Gerçek anlamda bir terör uzmanıydı ve gizli servis olarak gördüğü Hizbullah’a karsı uzun süre adeta tek başına savaştı. Terörün nereden gelirse gelsin mutlaka yok edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Fakat Hizbullah’a karşı yürüttüğü savaşın ilk dönemlerinde gerçekten büyük zorluklar çekti. Büyük çoğunluğu sünni ve dindar ailelerden gelen polis teşkilatı, Okkan’dan önce Hizbullah’a oldukça sempatiyle yaklaşıyordu. En azından yakaladıklarında, diğer örgütlerin üyelerine göre farklı muamele uyguluyorlardı. Hatta üyelerine, sorgu esnasında namaz kılma izni verildiği dahi oluyordu. “Hizbullahla savaşta en büyük zorluğu kendi teşkilatıma gerçekleri anlatmakta çektim’’ diyen Okkan, önce sorguda namaz kılma iznini ‘militanların direnci artar’ düşüncesiyle yasakladı. Ardından da gerekirse camilerde hile operasyon yapılması, talimatını verdi. Bu yüzden de kendi teşkilatından büyük tepki gördü. Hatta birçok polis tarafından dinsizlikle bile suçlandı. Çevresindekilere sık sık “Yıllardır Hizbullah’ın ele geçirdiği camileri geri almak için uğraşıyorum. Bazen, polis memurlarını bile camilere karşı çalışmaya ikna etmek zor oluyor" şeklinde konuşuyordu.
Sayfa 36 - Güncel Yayıncılık
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Affediliş
Affediliş, ona lâyık olan kalbin en asil kurtarıcısıdır. O, affeden kalbi de ayni hareketle kurtarır. İnsanın tabiatına ve kalbinin isteklerine bakılınca, “Allah bizi günah işlemek için yarattı" demektense, “Allah bizi affedilmek için yarattı" demek ilâhi niyyet ve iradeyi daha doğru anlatmak olacaktır. Kur'an, affın en büyük kitabıdır. Yeryüzü, her tarafına affin ekildiği bahçe ise, insan kalbi ona affın iksirini serpen ilâhî emanettir. Günahlarımızdan affedilerek insanlaşıyoruz, ölümle ebedî affın sırrına ereceğiz. Varlığın sonsuz zevkini tatmak isteyenler, gönül bahçesinin güllerinden af kokuları çıkaranlardır. Affetmeyen varlık, kendinde helâk oluyor. Affetmek iradesini elde edemeyen mefluç ruh, ruhları kurtaramıyor. Gerçek zafer, gerçek saadet, sana zulmedenleri, seni affetmeyenleri bile affedebilmekdir.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Bu kitabı okurken, Gaffar Okkan-Sadettin Tantan ilişkisine dair yanlış bilinen bir kanıya da tanık olacaksınız. Medyada Gaffar Okkan için sürekli olarak ‘Sadettin Tantan’ın has adamı’ hatta ‘manevi oğlu’ gibi tanımlamalar yapıldı. Halbuki, benim ulaştığım kaynaklar gerçeğin hiç de böyle olmadığını söylüyor: Okkan ile Tantan arasında ciddi sorunlar vardı ve Tantan’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne Kazım Abanoz’u atamasıyla ilişkileri büyük darbe almıştı. Bu yüzden de Tantan’ı hiç affetmedi... İddialar bunlarla da sinirli değil. Okkan’ı yakından tanıyanlar, onun Mehmet Ağar, Kazım Abanoz ve Atilla Çınar gibi üst düzey emniyet yetkilileriyle basına yansımayan çok özel ilişkilerini de ilk kez bu kitap için açıkladılar.
Sayfa 14 - 15 - Güncel Yayıncılık
Fetöcü Polis - PKK İşbirliğiyle Öldürüldü...
Tüm bu soru işaretlerinin ortadan kalkması için dönemin içişleri bakanı Sadettin Tantan’a büyük görev düşüyor. Suikastin hemen ardından bütün gözler Hizbullah’a çevrilmiş ve suikasti Hizbullah’ın işlediği kabul görmüşken, “Hizbullah olmayabilir” şeklinde açıklama yapmasının nedenini söylemesi gerek. Aksi takdirde bazı kişilerin töhmeti altında kalacak. Zira, Gaffar Okkan’ın babası Fikri Okkan, Hendek’te yaptığım görüşmede, yaşlı gözlerle şöyle söylemişti: ‘‘Tantan oğlumun gerçek katilini biliyor ama söylemiyor...”
Sayfa 14 - Güncel Yayıncılık
Derin Devlet - Fetö - PKK İşbirliğiyle Öldürüldü.
Gazetelerde genelde resmi nitelikli açıklamaları okudunuz. Oysa konuştuğum birçok üst düzey emniyet görevlisi, Gaffar Okkan suikastinin Susurluk’tan bile karmaşık olduğu görüşünü savunuyor. Ve aynı kişilere göre, kim ne derse desin, cumhuriyet tarihimizin en organize ve karmaşık suikastıyla karşı karşıyayız. Suikastin yapılışı ve ardından yaşanan gelişmeler, derin ve karanlık ilişkiler açısından oldukça dikkat çekici. Neresinden bakarsak bakalım, ortada hâlâ yanıtlanmayı bekleyen birçok soru öylece duruyor. Ankara her ne kadar “Olayı tamamen çözdük, bizim açımızdan dosya kapandı” dese de, kimse suikastin bu kadar basit çözülebileceğine inanmıyor. Yıllarca eylemlerini tabancayla gerçekleştiren, üstelik liderini de kaybetmiş bir Hizbullah’ın, nasıl olup da cumhuriyet tarihinin en organize suikastini yapabildiği hâlâ hafızaları meşgul ediyor. Ailesi, arkadaşları ve özellikle de Diyarbakırlılar suikastın kesinlikle Hizbullah tarafından gerçekleştirildiğine inanmıyor. Pek açık ifade etmeseler de, işin içinde ‘dış güçlerin’ veya ‘derin devletin’ olabileceğini düşünüyorlar. Merak ettikleri birçok konu var. Örneğin, gözcülerle birlikte 20-25 kişi olduğu tahmin edilen grubun nasıl olup da 5 bin polisin görev yaptığı bir kentte buharlaşabildiklerini merak ediyorlar. Veya tüm silahlan yanında götürecek kadar profesyonel olan eylemcilerin, ‘imzamız’ diyerek Makarof marka silahı olay yerinde bırakmalarını... Ya da suikaste katılanlarm gece gündüz demeden çalışan bir insanın o gün o saate makamından çıkacağını nasıl öğrendiklerini... Bu noktada, özellikle polis telsizlerinin dinlendiği ya da içeride bir ‘köstebek’ olduğu olasılığı güç kazanıyor.
Sayfa 13 - 14 - Güncel Yayıncılık