"Ne var ki her şey ancak birkaç defa oluyor, hatta çok seyrek. Çocukluğunun bir öğle sonrasını kaç kez anımsarsın? O öğle sonrası, benliğinde büyük iz bırakmış, benliğinin ayrılmaz bir parçası olmuş, onsuz olamayacağına inanmış olsan bile. Belki dört- beş kez daha. Belki o kadar bile değil. Dolunayın doğuşunu daha kaç kez seyredeceksin? Belki yirmi. Buna karşın, hepsi insana sınırsız gibi gözüküyor."
Neden anne hiçbir şey beklendiği gibi olmadı ?
Neden? Neden çürüyüp gider insan,
Sessizce acıyla ihtiras arasında parçalanarak?
Ben neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim?
Kendi dilim varken hâlâ kayıp kelimeleri bulabilecek ya da sessizliğin içinden unutulmuş kelimeleri çıkarabilecekken,
Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde?
Neden söyle bana anne, insan neden bilmez nasıl seveceğini?
Hoşuma gidiyor bu sıcaklık, bir kokusu var: Bu kokunun içinde ben de varım; nice bağbozumu, hasat, yaprak dökümü, nice tatlar, hâlâ içimde taşıdığımı bilmediğim nice istekler var.
"Ölüm hep yolda, ama buraya ne zaman varacağını bilmeyişimiz, hayatın sonluluğundan bir şeyler eksiltiyor. O korkunç kesinlikten şiddetle nefret ediyoruz, ama bilmediğimiz için hayatı dipsiz bir kuyu olarak görüyoruz."