Başta insan hiç mutlu değildir ama bütün zamanını kendisini mutlu edeceğini sandığı bir şeyin peşinde çabalayarak geçirir. Hedefine nadiren ulaşır ve ulaştığında da yalnızca düş kırıklığına uğrar. Sonunda bir enkaz gibidir ve limana yelken direkleri ve donanımları yok olmuş bir şekilde gelir. Ve o zaman mutluluğu ya da mutsuzluğu, hepsi birdir. Çünkü hayatı yok olan o mevcut andan başka bir sey değildir. Ve artık bu hayatı bitmiştir.
"Kantın keşfi, dünyayı gerçekte olduğu gibi değil de kişiselleştirilip işlenmiş şekliyle algıladığımızdır. Uzam, zaman, miktar, nedensellik gibi özellikler bizim içimizdedir, dışarıda degil. Biz onları gerçekliğe dayatırız. Ama o zaman saf, işlenmemiş gerçekik nerededir? Biz işlemeden önce orada olan, ham varlık nedir? Kant bunu asla öğrenemeyeceğimizi söylüyor."
Çiçek yanıt verdi: Seni aptal! Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açılıyorum başkaları için değil, çünkü hoşuma gidiyor. Aldiğım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret.
İleriyi önceden görebilseydik çocukların ölüme değil hayata mahkum olan ama henüz cezalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilinçsiz, masum mahkumlar olduğunu görebilirdik. Yine de her insan ileri yaşlara, yani "bugün kötü ve her gün daha da kötüleşecek, ta ki en kötüsü olana kadar denebilecek bir hayat durumuna ulaşmak ister.