Gece yarısı kütüphanesi hayattaki tüm keşkelerinizin içinizdeki boşluğu doldurmama ihtimalini hatırlatan bir kitap. Bestseller önyargıma rağmen arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum ve sevdim. Sürükleyici bir yapısı ve kolay bir dil kullanımı var. Sonunu merak etmeyiniz:)
"Bir söz arıyordum, bir ses duydum...
Sözün peşindeydim. Hoyratça kullandığım, hovardaca harcadığım, sabun köpüklerine üfleyip tükettiğim sözün; hikâyeyi başlatacak, sürükleyecek, sonlandıracak o ilk cümlenin. Bir türlü yazıya dökülemeyen, tam yakaladığımı sandığım anda düşüncenin bulutsu hafifliğine karışıp kaybolup giden cümle... Yitik söz...
O sesi duydum, sözü unuttum, sesin peşinden gittim."
Kayıp Söz başladığı noktaya varmak için yola çıkıp hayatın çemberini tamamlama hikayesi. Yitik bir söz arayan onu kendinde bulur, başkasında buldum sanan aynadaki aksini görür. Kitabı okuduğumda aklıma yer eden metaforumsu cümle buydu:) Keyifle okudum sonunda hüzün bıraktı. Yol bittiğinde başlangıç noktası varış noktası oluyorsa ardında kalan tüm yolların toplamı ediyor insan...
Hayal gücü artık zincirini koparmıştı. Dalgın dalgın halısına bakıyor, gözünü alamıyordu. Baktıkça dokuz, on, yirmi, otuz farklı biçim, göz alıcı ama ağırlığı olmayan taslaklar, tutarsız göz aldanmaları, karanlık bin bir figür ortaya çıkıyordu; bunları kafasında yan yana koymaya, sıralamaya çalışıyor; aralarından sıyrılıp çıkararak bütün kuşkuları ortadan kaldıracak, anlamı apaçık bir sinyal yakalamaya uğraşıyordu.
Çünkü hiçbir piyon piyondan ibaret değildir. Bütün piyonlar kozadan çıkmayı bekleyen birer vezirdir. Senin tek yapman gereken, ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır.