Sevgi Soysal'ı, Füruzan'ı, Erdal Öz'ü, Aziz Nesin'i okuyordum. Nereye ulaşacağımı bilmeden, bir kör gibi, anlattıkları duygulara dokunarak okuyordum. Okurken ağlıyordum, gülüyordum; anlıyordum. Bütün okuduklarım kafamda ayrıntılı bir harita çiziyordu. Şunlar insan duyguları... Ölüm korkusu, acı, çile; katliamlar, mülteciler, açlık; kalbimize yürüyen büyük ırmaklar. Şurası Afrika, Güney Amerika, Asya; adaletin yüksek dağları... Bu haritayla hangi ülkeye gidilir? Haksızlığın ülkesine mi?
Kulağımız hep radyoda. Hep Demirel konuşuyor, hep Erbakan konuşuyor; neydi o adamın adı; hep o konuşuyor... Şimdi bunlar sütten çıkmış ak kaşık gibi büyük büyük laflar ediyor ya; dönüp bir kendi eskilerine baksınlar... Hepsi katillerin sırtını sıvazladı... Bunların akıl hocaları, beybabaları, o zaman İçişleri Bakanıydı. Şimdi, benim gibi cahilleri kandırıyorlar...