Zorbas/Zorba, Yunanca yaşamdan zevk almasını bile erkek anlamına gelir. Aleksi Zorba ise bundan çok daha fazlası.
İç benliğini derinlemesine kavrayan, iyi-kötü, şeytan-tanrı, günah-sevap, siyah-beyaz gibi zıtlıklar arasında seçim yapmadan kendine özgü haliyle sorgulayan ve kabul eden biri.
Mevlana'nın "Hamdım, piştim, yandım." sözü misali, hayatın günahları ve sevaplarıyla, acıları ve kayıplarıyla yüzleşmiş, çok şey görmüş ve yaşamış, buna rağmen duyumsayıp unuttuğumuz ya da farketmediğimiz tüm güzel şeyleri- kuş, çiçek, ırmak, koku, aşk- sanki ilk kez görmüşçesine yeniden ve yeniden keşfeden, heyecan duyan, şaşıran, özgürlüğe tutkun ihtiyar bir çocuk. Zorba'yı özel yapan ve onu hem edebi hem de felsefi bir kişilik haline getiren de bu. Onu farklı kılan bu.
Uzun zamandır, beni bu denli insanı ve hayatı sorgulamaya iten, böyle duygulandıran bir kitap okumamıştım. Bana çok sevdiğim Romanyalı yazar Panait Istrati'nin sevgi ve arkadaşlık üzerine yazılan kitaplarını hatırlattı.
Nobel meselesi ve sinema filmi konusuna değinmeye gerek görmüyorum. Sadece okuyun diyorum.