Duayı bir tamam ezberlediği gün babası ona ne verdi “biliyor musunuz?” Kocaman bir kalem verdi. Bir ucu mavi yazıyor, bir ucu kırmızı... “Hangi dua bu?” “Yatarken okunuyor. Siz okumaz mısınız?” “Hangisi bakalım?” Ayşe, nazlanarak gözlerini yere eğdi. Koyu siyah saçlarında bir pırıltı kımıldanıyordu. Rugan pabuçlu sol ayağını cesaret almak istiyormuş gibi hafifçe sallayarak duasını tane tane okudu: “Sevgili Allahım! Türk milletine güç ver! Kurtulmasına yardım et!” Nedime Hanım, boğazına kaynar bir şey tıkanmış olarak, kendilerini dinlemiyormuş gibi pipo içen Kâmil Bey’e hızla döndü. Bu kocaman vücutlu, fakat utangaç çocuk huylu adama teşekkür için kelime aradı. Sonra vazgeçip insanın gözlerine yaş dolduran bir sevinçle sesi biraz kalın, biraz titrek, çocuğa sordu: “Kim kurtarmaya uğraşıyor Türk milletini kızım?” “Bilmem efendim.” “Beybabana sormadın mı?” “‘Okulda öğrenirsin!’ dedi.” “Sen, İhsan amcanı biliyor musun?” “Hayır efendim.” “Seni bir gün ona götürürsem, bu duayı okur musun?” “Şimdi mi?” “Hayır! Gittiğimiz zaman... Orada...” “Okurum efendim.” Kâmil Bey duraklayarak sordu: “Siz Allaha inanır mısınız hanım yenge?” “Bu Allah’a inanıyorum. Ayşe’nin ‘Sevgili Allah’ım!’ dediği şeye...” Gülümserken alt dudağı titriyordu. “Tabii kurtuluşa yardım etmesi şartıyla...”