…Sokrates’in mağara alegorisini okuduğum sırada bir şeyleri yerli yerine oturtmanın şokunu yaşamam hiç de şaşırtıcı değildi. Ben de kendimi tıpkı öyle hissediyordum: yeraltında, koyu bir cehalet içerisindeki bir mahkûm gibi; öyle ki karanlıkta yaşıyor olduğumu bile anlamamıştım.
Fakat gençler genelde tutkulu insanlar olsa da, politik uğraşlarında kolaylıkla hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar. Onların kabul edemediği şey yenilgi değil: ihanete uğramışlık duygusu, idealizmi bulmayı umarken ikiyüzlülükle karşılaşmaları.
Antikite’nin en parlak beyinlerinden kimilerinin insan doğası, eşitlik ve demokrasi konusunda bizim temel kanaatlerimizi paylaşmaması çok şaşırtıcı ve sarsıcı gelmektedir. Aristoteles insanlık durumunda doğal bir aristokrasiye ilişkin nosyonlarla yüzleştirir bizi; Platon ise devletin sanatı sansürlemesi gerektiğini ileri sürer.
Dokuzuncu ve onuncu yüzyılların İslam âlimleri Yunan klasiklerini Arapçaya çevirerek ve Platon ile Aristoteles'in yapıtlarını tefsir etme geleneğini başlatarak kanonun kayıp yapıtlarını düşün dünyasına yeniden kazandırdılar. Bu çeviriler sayesinde İslam yönetimi altında yaşayan Ortaçağ Yahudi âlimleri klasik siyaset felsefesinden haberdar oldular. Bu kanon daha sonra İbranice ve Arapça çeviriler yoluyla Hristiyan Avrupa'ya ulaştı. Kendi dinsel toplulukları içerisinde faaliyet gösteren âlimler, farklı fakat paralel yollarla, ilahi vahyin hakikatleri diye Yunan usçuluğunun içermelerine tutundular.