Her hareketimizden önce bütün sonuçlarını tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye kalksak, kımıldayamayız bile, tek bir adım atamayız.
Ateşle Oynayan Kız hakkında okuduğum yorumların çoğu serinin ilk kitabından daha iyi olduğu yönündeydi. Aslında ilk kitabı okuduğumda devamı gelmeyecek polisiye bir roman gibiydi ve hoşuma da gitmişti. Sırf bu yüzden ve okuduğum olumlu yorumlar doğrultusunda ikinci kitaba devam ettim fakat ne yazık ki söylenenlerin aksine ilk kitaptan iyi olduğunu düşünmüyorum. İlk kitapta ki gibi insanı aşırı derecede meraklandıracak kadar gizemli bir unsur bulunmuyordu. Sanki ilk kitap çok sattı devamını getirelim gibi bir şey olmuş. Hatta sırf üçüncü kitap garanti olsun diye de ikinci kitap en heyecanlı yerinde kesilmiş. Her ne kadar kendini okutsada kitabın son 3-4 bölümü dışındaki bölümler oldukça durgun ve genellikle ilk kitapta sadece adı geçen bir çok kişininde yaşamını detaylıca irdeleyen bölümlerdi. Bu kitabın oldukça ketum bir karakter olan Lisbeth'i iyice tanımış olmamızın yanında pek bir getirisi yok gibiydi. Serinin ana kitabından çok bir "ara kitap" gibiydi. Kitabın başlarında Lisbeth'i tatil yaptığı yerde yaşadığı olayın sonradan yaşanacaklarla bir ilişkisi olacağını düşünmüştüm ama o kısımda öylesine, aksiyon olsun diye yazılmış gibiydi. Ne yazık ki ilk kitaba göre daha düşük bir not aldı benden. Üçüncü kitabı çoktan aldığım için okuyacağım fakat aceleci davranıp bir an önce başlayacağımı da sanmıyorum.
Alâmetlere gelince; öyle bir şey yok. Kader bize önceden haberci falan göndermez. Böyle bir hataya düşmeyecek kadar bilgedir kader, ya da acımasız diyelim.