Bu seriye aşırı bir heyecanla başlamıştım çünkü hakkında okuduğum negatif yorumlar az olmakla birlikte fantastik bir kitaptı ve bol malzemeli bir fantastik kitaptı. Ama 4.kitabını okumamla artık idare eder bir kategoriye girdi şimdilik. Son iki kitabında ben şaşırtmadığı sürece favori serilerimin arasına gireceğini sanmıyorum. Gelelim kitabımıza;ilk olarak bölüm araları oldukça uzundu. Yani bi 10 sayfa okuyup diğer bölüme geçemiyorsunuz ne yazık ki. Bu şekilde olunca ben ister istemez sıkılıyorum benim için bölüm sayısından çok bölümün uzunluğu önemli. İlk yarı oldukça Simon odaklıydı. Bu pek alışık olmadığından ilk başta garipsedim ama sırası da gelmişdi. Bu kitaptaki rolünün büyük olacağını düşündüm. Daha fazla sürekli arka planda duran ve istenmeyen çocuk olamazdı. Yine fantastik yönünden beni şaşırtmadı ve yine melek-şeytan dünyasından yeni bir karakter eklendi. Bu serinin en güzel yanı istediğiniz herhangi fantastik öğeyi bulabilmeniz. Vampirden hoşlanmayan bir insan için kurtadam,kurtadamdan hoşlanmayan için peri veya büyücü... Kısacası herkese hitap ediyor. Ve her seferinde yeni bir türden karakter ekleniyor kitaba. Bunun yanı sıra en çok rahatsız olduğum şey tabi ki yine Clary ve Jace ilişkisiydi. Yani hiç mi düzene girmez bu ilişki. Resmen türk dizilerinde ki bir türlü kavuşamayan umutsuz aşıklar gibi oldular. Bir süre sonra bayıyor,odaklanamıyorsunuz kitaba ve bu da benim için kitabı sıkıcı hale getiren bir durumdu. Onların yerine Magnus ve Alec'in ilişkisi daha çok yer kaplayabilirdi. Zaten yazarın Alec'i kitaba çok az dahil etmesinden oldukça şikayetçiyim. Sonu her ne kadar beni şaşırtsada sabırsızlıkla bir sonraki kitabı okumayı beklemiyorum hatta biraz erteleyeceğim. Altıncı kitaptan efsanevi bir son bekliyorum.
Meğer Grisha serisini özlemişim de haberim yokmuş. Kitabın kapağını açıp,o tanıdık haritayı görünce;içimi bir sıcaklık bir heyecan kapladı. Konusu gayet açık;6 suçlu bir araya gelip,büyük ödül biçilen ve imkansızmış gibi görünen bir görevi başarmaya çalışıyorlar. Öncelikle Grisha serisi sorunsalından bahsedeyim. Bir çok kişi önce Grisha serisini okumazsam anlar mıyım merakı içinde. Anlarsınız,evet ama sorun şu ki bu Grishalar neyin nesi,ikinci ordu ve Ravka'da tam olarak neler olmuş diye ayrıntılı öğrenmek istiyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Eğer direk Kargalar Meclisi'ni okursanız kitabın başındaki harita olmak üzere,Nina'nın bahsettiği şahısları ve siyaset olaylarını anlayamazsınız. Ben,Grisha serisinden tamamen kopmadığı için çok sevindim. Özellikle Kral Nikolai kısmına.Favori karakterim olduğu için Nikolai'yın akibetini hep merak etmiştim. Yeniden o karakterlerin adını duyunca çok farklı hissettim. Olaylar karakterlerin ağzından sırasıyla anlatılıyor ki bu anlatım tarzı hep benim favorim olmuştur. Bir diğer favorim ise geçmişe dair anılar. Bu kitap bunu da barındırıyordu. Ve yazar bu kitapta kendini inanılmaz geliştirmiş. Böyle adım adım değilde sanki bir an da 4'ten 10'a atlamış gibi. Dilinin kolay olmadığını söylemeliyim ama oldukça akıcı. Kitabın hemen kendisine çeken büyülü bir havası var.Kaz Brekker'in büyüsünden hiç bahsetmiyorum bile. Okuduğum nadir çekici ve zeki karakterlerden.Neden bilmiyorum ama Inej hariç diğer bütün karakterlere ısındım diyebilirim. Jesper ve Wylan arasındaki yarı didişme yarı sakalaşmaları,Matthias ile Nina arasındaki nefret-aşk ilişkisini sevdim. Görevi başarma kısmını oldu bittiye getirmemiş yazar ve bence en mantıklısını yapmış çünkü bu görevden o kadar çok imkansız diye bahsedildi ki kolayca bu işten sıyrılmaları saçma ve