Distopya türünde,klasik dünyanın savaştan harap olmasının sonucunda geriye kalan bir avuç insanın hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Sky ve Phee adlı iki kız kardeş arasında bölümlere ayrılmış. İkiside bu dünyanın içinde büyüdükleri için ve anneleri eski dünya hakkındaki anılarını sır gibi sakladığı için gerçekten neler olduğunu bilmiyorlar. Ta ki Sky annesinin günlüğünü bulana kadar. Kitaptaki en büyük eksiklik tıpkı kızların merak ettiği gibi bir şekilde bu düzene nasıl geçtiklerinin tam olarak açıklanmamasıydı. Günlükte yazılanlar birazını açıklasada benim beğenmeme yetecek kadar mantıklı ve açık bir şekilde oturtulmamıştı. Sanki yazar bir temel kurup gerisi sizin hayal gücünüze kalmış der gibi bırakmış. Zaten konuya direk ve hızlı giriş yaptı. Buna rağmen çok akıcı başladığını söyleyemeyeceğim. İlk 100 sayfa benim için okunması zor ve sıkıcıydı. Daha yaratılan bu dünyaya alışmadan,tünellerde yaşayan "yamyamlar"dan bahsedildi. İlk başta bir şekilde virüs bulaşmış,hastalıklı insanlar olduklarını düşündüm ama ne yaptıklarının,insanlara zarar verdiklerinin bilincindeydiler. Onları bu hale getirenin ne olduğunu bilmek isterdim açıkcası. Distopyanın bu kitaba tamamen hakim olduğunu söyleyemeyeceğim çünkü biraz romantizm de içeriyordu. Ryder denen çocuk olaya dahil olduğunda iki kız kardeşin arasına kala çalı gibi gireceği çok açıktı ve biraz da olsa öyle oldu diyebilirim. Neyse ki benim olmasını umut ettiğim kız kardeşi seçti o da. Ama sonradan gelişen olaylar ve "Standart" adlı garip ve saçma topluluğa dahil olmalarıyla kitabın seyri oldukça değişti. Zaten o kısıma kadar kitabı beğeneceğim varsa da bu ihtimal suya düştü. Kısacası otoriteye baş kaldırmayı,gerçekleri görmeye başlamayı ve hayatta kalmak için verilen mücadeleyi anlatan değişik bir distopyaydı.
Barbarlar ŞehriLee Kelly · Yabancı Yayınları · 2017668 okunma
Serinin ikinci kitabı tam istediğim kıvamdaydı ve nedense üçüncü kitaptan daha umutluydum ama ilk 250 sayfasını falan okumak çok zor geldi bana. Nedendir bilinmez bir sıkıldım,istediğim tempoda başlamadı ne yazık ki. İlk canımı sıkan şey şu karışık ilişkiler meselesiydi. Yani kitap boyunca inanılmaz bir ilişki karmaşası yaşandı. Kim kimden hoşlanıyor şaşırdım. Clary'nin gelgitleri ise üstüne cabasıydı. Bir dakika önce Jace'e,ondan uzak durmasını söylerken,bir dakika sonra yine Jace'in peşinde koşmasını istiyordu. Zaten ilk kitaptan beri ikisinin arasında yaşanan bu kararsızlık çok sıkıcıydı. Ayrıca Clary'nin karakterinin hala değişmemesi sinir bozucuydu. Bir türlü öğrenemedi nerede nasıl hareket edeceğini. Hep sonuçlarınu düşünmeden hareket etti. Simon ve Clary'nin artık karmaşaya son verip aralarındaki şeyin adını koymaları tam isabet oldu. Biraz daha uzasaydı çok gereksiz olurdu. Alec hala soğuk bir karakterdi. Bence yazar onun gerçek benliğini üzerinde fazla durmamış. Ama her şeye rağmen Magnus'la mükemmel bir çift olup çıktılar! Clary ve Jace'in ilişkisine odaklanmak yerine o ikisini tercih ederim. Zaten Jace'in kendini beğenmiş tavırları ve gereksiz özgüveni yine fazlasıyla ön plandaydı. Ha bide kitaptaki akrabalık bağları olayı var. Belkide en karmaşık şey oydu. Her an bir köşeden birinin kardeşi,annesi falan çıkabiliyor ve ileriki kitaplarda bunun daha da karışacağına eminim. Ve sonunda bir şekilde Clary'nin de kendini bir Gölge Avcısı olarak herkese kanıtlaması güzeldi.Kitap benim için son kısıma kadar vasattı diyebilirim. İstediğim şeyi tam olarak alamamıştım ama son 200 sayfa oldukça hareketli ve heyecanlıydı. Merak edilen bazı soruların cevapları ortaya çıktı ki artık çıkması da gerekiyordu. Her ne kadar bir çok soru cevaplanmış olsa da yine bazı sorular
Bu distopyada toplum Fedakarlık,Cesurluk,Dürüstlük,Dostluk ve Bilgelik olarak 5 topluluğa ayrılmış. On altı yaşına gelmiş her genç seçimini yaparak bu topluluklardan birine ait oluyor. Baş kahramanımız Beatrice ise bu topluluklardan hiç birine eğilim gösteremeyen bir Uyumsuz. Ve oluşturulan bu toplumda Uyumsuzlar hiç hoş görülmüyor. Ben Fedakarlık topluluğunun kurallarının fazla katı olduğunu düşünüyorum hatta Beatrice'in başka bir topluluğu istemesine cidden hiç şaşırmadım. Gerçi Cesurlarında onlardan altta kalır yanları yoktu. Pek bir işe yaramadıkları halde,topluma onlardan daha çok faydası olan Fedakarlık üyelerini "kasıntı"olarak adlandırmaları resmen kendini beğenmişliğin göstergesiydi. Ben yine yaş seçiminin çok küçük olduğunu düşünüyorum. 16 yaşındaki bir insana ölesiye dövüşmeyi ve silah,bıçak gibi aletleri öldürmeye yönelik kullanmayı öğretiyorlardı. Cesurların hayatı her ne kadar zorsa bir o kadar da bağımsız ve imrenilesiydi. Ve bu tarz şeyleri yaşına göre çok normalmiş gibi bulan Beatrice ,eğitmeni Dört ile aralarında bir aşk filizlenmeye başladığında, aralarındaki iki yaş farkını çok büyüttü. Bu kısmı çok saçma buldum sanki bir bahane üretmeye çalışır gibi bir hali vardı. Zaten doğru düzgün bir arada olmamalarına ve uzun uzun sohbet etmemelerine rağmen birbirlerine hemen aşık olmaları da çok tuhaftı. Sanki biraz aceleye gelmiş gibiydi bu kısımlar. Distopyada romantizmden çok macera aradığım için bu yönden de benden bir artı aldı. Diğer bir artı ise distopya olmasına rağmen dilinin şaşırtıcı derecede hafif ve akıcı olmasıydı.Kurguda gözüme batan şey ise:Bilgelik topluluğunun yaptığı plandan diğer toplulukların haberinin olmamasıydı. Resmen bir kaos yaşandı ama diğer topluluklar tarafından bir müdahale olmadı. İlk olarak filmini izlediğim için acaba ne