Şimdi kitabın temel konusunu oluşturan yarışmayı Survivor'a benzetebiliriz. Ama bunda sürekli üzerinde talimatlar yazan bir kağıdı takip edip ödülüne ulaşıyorsun. Kimse oylamayla elenmiyor,yarışmadan çıkmanın tek yolu "Ad tenebras dedi" demek.Tıpkı Survivorda ki gibi tekli ve grup halinde görevler oluyor ve çoğu kez tuzakla yakaladığın hayvanı kesip yemek zorundasın.Öncelikle kitap ikiye bölünmüş diyebilirim. Tam anlamıyla ikiye bölünmemiş ama bir bölüm Zoo lakaplı yarışmacının ağzından şuan yaşananları anlatırken bir bölüm taa yarışmanın başladığı ilk güne gidiyor. Bunun karışıklığı yetmiyormuş gibi karakterlerin adını değil lakaplarını öğrenebiliyorsunuz. Zoo'nun (Sam) bölümlerinde bazen gerçek adlarını öğreniyoruz ama çoğunlukla kimin kim olduğu belli değil,bir şekilde tam oturmuyor. Arada yarışma hakkında internette insanların yaptığı yorumlarda bölüm olarak yer alıyor ama bence çok gereksizdi. Yazar Zoo karakterine oldukça fazla odaklanmıştı. Açıkcası o ve onun "çocuk,bebek" sorunu üzerine. Sürekli aynı sorunla kendi içinde mücadele etmesini okumakta gereksizdi.Ben hep kurgunun yarışma üzerinden devam edeceğini düşünmüştüm ama birden yazar ters köşe yapıp işin içine başka bir şey soktu.Olay şu ki; yarışmanın olduğu sıra dünyaya "salgın" adı verdikleri bir hastalık yayılıyor. Yarışmacılar tek başına yapacakları göreve henüz başlamışken yapım ve kamera ekibinden,yarışmacıların bazılarıda dahil herkes teker teker ölmeye başlıyor ve Zoo her şeyden habersiz yarışa devam ediyor ta ki neler olduğunu öğrenene kadar. Yani yazarın amacı yarışmayla ilgili bir kurguysa neden yarım bırakıp içine salgın olayını kattı. İkiside yarım yarım ve saçma oldu bence.Arkasında yazan yazılarla hiçbir alakası yok bence kurgunun. Beğendiğim tarafa gelirsek dediğim gibi bir şekilde bende
Kitap 14 yaşındaki June'un ağzından anlatılıyor. Dayısı Finn'in AIDS yüzünden ölmesiyle başlıyor bu yüzden kitabın geri kalanında ister istemez merak ediyorsunuz. Finn okuduğum ilk eşcinsel karakterdi ve tüm kitap bu konu üzerinde durmuyor kesinlikle. "Kurtlara Söyle Eve Döndüm" Finn'in ölmeden önce June ve ablası Greta'nın portrelerinin yer aldığı tablonun adı. Bazı kişiler June'un yaşı küçük olmasına rağmen dayısına karşı hissettiği "aşk"tan rahatsız olmuş. Bence kesinlikle aşk değil bir çocuğun saf sevgisi ve hayranlığıydı. June hayal gücü oldukça geniş biri ve sık sık kendini ormana atıp ortaçağda olduğunu hayal ediyor. Daha sonra ailesinin nefret ettiği ve Finn'in özel arkadaşı olarak tanımladıkları Toby ile tanışıyor. Ben Toby karakterinin oldukça sevimli ve sıcakkanlı bir karakter olduğunu düşünüyorum. Sayfalar geçerken bir bakıyorsunuz Toby'yi sevmişsiniz. June ile aralarındaki arkadaşlıkları ve birbirlerini koruyup kollamaları içinizi ısıtıyor. Kitap tablodan,Finn'in ölümünden ve Toby'yle June'un arkadaşlıklarından çok bence kardeş bağıyla ilgiliydi. Greta başta huysuz ve gıcık bir karakter olsada aslında zamanında June ile en yakın arkadaş gibiymişler. June her ne kadar Greta'nın ondan nefret ettiğini düşünsede asıl sebebi sonradan ortaya çıkıyor. Bunun dışında annesi ve Finn'inde geçmişte yaşadıklarını okuyorsunuz. Kitabın ilk 200 küsür sayfası sürekli geçmişten bahsediyor. Oldukça durgun ve yavaş olaylar içeriyor bu yüzden bu kısımlar sıkılmanıza yol açabilir. Beğenmediğim bir-iki noktada oldu tabii ki;tablonun adı ve June'un ara sıra kurtlardan bahsetmesinin nedenini anlamadım. Eğer geçmişte Finn'le aralarındaki bir anı yüzünden olsaydı daha açık olabilirdi. Onun dışında tabloyu gazeteye verip bu kadar ünlenmesine sebep olan kişide açık değildi tam olarak.
Yalnızca dünyanın en mutsuz insanları sonsuza dek yaşamayı ister,çünkü hayatları boyunca istedikleri hiçbir şeyi yapamadıklarını düşünürler. Yeterince zamanları olmadığını,hayattan paylarına düşeni alamadıklarını hissederler.