GBade

GBade
“Onun varolmadığı yer ve zamanlarda bulunmaktan nefret ederim. Yine de ben hep giderim ve o, peşimden gelemez.”
Reklam
8/10
·486 syf.·
2017 33. kitabı
Scarlet,Ay Günlükleri serisinin ikinci kitabı. Ay Günlükleri,bizim çocukluğumuzda okuduğumuz masalların oldukça modern ve biraz değiştirilmiş versiyonu. İlk kitabımızdaki kızımız Külkedisi iken ikinci kitaptaki ise Kırmızı Başlıklı Kız. Zaten kırmızı pelerini ve kaybolan büyükannesini bulmaya çalışırken Wolf adlı bir yabancıyla karşılaşması,hangi masal olduğunu bariz bir şekilde açık ediyor. İkinci kitapta sonu çok heyecanlı biten Cinder son hız devam ediyor. Kitap;Cinder,Scarlet ve Kai arasında üçe bölünmüş. Scarlet büyükannesini ararken öte yandan Cinder ve yeni yol arkadaşı Thorne,Levananın gazabından kaçmakla meşgul. Cinder ve Scarlet'i bir arada okumak çok güzeldi. Aynı zamanda Thorne ve Wolf gibi harika iki karakterde bu kitapta olaya girdi. İlk kitapta Cinder ve Kai'nin ilişkisini beğenenler bu kitapta Wolf ve Scarlet'e bayılacaklar. Bana göre Cinder ve Kai'ye oranla daha tatlılar. Ama şuan erkek karakterlerden favorim kesinlikle Thorne. Bir nevi Kaptan Jack Sparrow'un kitap kahramanına dönüştürülmüş hali. Bölümlerin üç kişi arasında ayrılması çok iyi olmuş. Aynı anda üçününde ne ile mücadele verdiğini okuyabiliyorsunuz. İlk kitapta ölen kişilerin çipleri androidler tarafından toplanıyordu ve ikinci kitapta bunun neden olduğuna dair mantıklı bir açıklaması var. Ve bunun ucu Wolf'a dokunuyor. Wolf'ta sıradan değil tabii ki.En sevdiğim yanlarından biri de bu mantıklı şekilde birbirine bağlanan kısımlar. Vee İko yine çok mu çok tatlıydı. Levana'dan bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum. Sadece nefret ve but why?! diye tepki veriyorsunuz okurken.Dili oldukça akıcı ve sadeydi. Kitabın nasıl başlayıp bittiğini anlayamıyorsunuz bile.Kurgusu ve karakterleri mükemmeeel bir seri
Teknoloji
ScarletMarissa Meyer · Artemis Yayınları · 20155,4bin okunma
9/10
·464 syf.·
2017 32. kitabı
Ve sonunda aranan kan bulundu!Uzun zamandır heyecanın dorukta olduğu,kitabın başından sonuna kadar atraksiyonun hiç bitmeyeceği olay örgüsü üzerine kurulmuş bir distopya arıyordum. Kitap bittiğinde işte bu dedim.Kül,renkler üzerine kurulmuş bir distopya. Doğdunuz anda kaderiniz belirleniyor ve kadere karşı gelme şansınız yok. Size ne biçildiyse onu yapmak zorundasınız eğer başaramazsanız öldürülüyorsunuz. Kitap Madden ve Dax adlı iki kızın kaderi etrafında dönüyor. Madden,Kader Sistemi'nin en yüksek halkası olan mor iken,Dax en düşük halkası olan bir renksiz,kül. Renkler;mor,kırmızı,yeşil,sarı,kahverengi,barut ve kül olarak kast sistemi şeklinde ilerliyor. Madden'in kaderi bu yedi renge mensup insanları yöneten Yediler Bakanı olmak. Dax'ın ise kaderi yok. Bazı insanları kaderlerinde zaman damgaları varken bazılarında yok. Mesela,Dax'ın arkadaşının kaderi saat 14.03 te karşıdan karşıya geçmekken başka bir çocuğun kaderi insanlara su dağıtmak. Çocuğun zaman damgası olmadığı için sürekli insanlara içecek bir şeyler getirip götürüyor. Bazı kaderler cidden saçma ve gülünç. Bütün olay Madden'in eski sevgilisi ve Dax'in abisi olan Link'in kader sistemine karşı çıkmasıyla başlamış oluyor. Aslında Kül renkler üzerine kurulmuş ilk distopya değil yani bu konuda özgün olduğunu söyleyemeyeceğim ama Kader Sistemi olayı cidden çok ilginç ve sıradışı olmuş. Buna karşın olay çok karışık değil,oldukça akıcıydı.İlk kitapta, kurulan sistemi açıklamada yinede eksiklik vardı. İkinci kitapta anca oturtulur,anlaşılması kolay olur diye düşünüyorum. Ben kitaba ilk başladığımda birinin kız birinin erkek olacağını farklı kastlar arasında oluşan aşkın bu sistemi bozacağını düşünmüştüm ama ikiside kız olunca nasıl olacak bu dedim. Yazar sizi oldukça şaşırtabiliyor.Distopyanın içinde
KülShani Petroff · Novella Dinamik · 2015800 okunma
5/10
·410 syf.·
2017 31. kitabı
Şimdi kitabın temel konusunu oluşturan yarışmayı Survivor'a benzetebiliriz. Ama bunda sürekli üzerinde talimatlar yazan bir kağıdı takip edip ödülüne ulaşıyorsun. Kimse oylamayla elenmiyor,yarışmadan çıkmanın tek yolu "Ad tenebras dedi" demek.Tıpkı Survivorda ki gibi tekli ve grup halinde görevler oluyor ve çoğu kez tuzakla yakaladığın hayvanı kesip yemek zorundasın.Öncelikle kitap ikiye bölünmüş diyebilirim. Tam anlamıyla ikiye bölünmemiş ama bir bölüm Zoo lakaplı yarışmacının ağzından şuan yaşananları anlatırken bir bölüm taa yarışmanın başladığı ilk güne gidiyor. Bunun karışıklığı yetmiyormuş gibi karakterlerin adını değil lakaplarını öğrenebiliyorsunuz. Zoo'nun (Sam) bölümlerinde bazen gerçek adlarını öğreniyoruz ama çoğunlukla kimin kim olduğu belli değil,bir şekilde tam oturmuyor. Arada yarışma hakkında internette insanların yaptığı yorumlarda bölüm olarak yer alıyor ama bence çok gereksizdi. Yazar Zoo karakterine oldukça fazla odaklanmıştı. Açıkcası o ve onun "çocuk,bebek" sorunu üzerine. Sürekli aynı sorunla kendi içinde mücadele etmesini okumakta gereksizdi.Ben hep kurgunun yarışma üzerinden devam edeceğini düşünmüştüm ama birden yazar ters köşe yapıp işin içine başka bir şey soktu.Olay şu ki; yarışmanın olduğu sıra dünyaya "salgın" adı verdikleri bir hastalık yayılıyor. Yarışmacılar tek başına yapacakları göreve henüz başlamışken yapım ve kamera ekibinden,yarışmacıların bazılarıda dahil herkes teker teker ölmeye başlıyor ve Zoo her şeyden habersiz yarışa devam ediyor ta ki neler olduğunu öğrenene kadar. Yani yazarın amacı yarışmayla ilgili bir kurguysa neden yarım bırakıp içine salgın olayını kattı. İkiside yarım yarım ve saçma oldu bence.Arkasında yazan yazılarla hiçbir alakası yok bence kurgunun. Beğendiğim tarafa gelirsek dediğim gibi bir şekilde bende
SonAlexandra Oliva · Martı Yayınları · 2016552 okunma
8/10
·522 syf.·
2017 30. kitabı
Kitap 14 yaşındaki June'un ağzından anlatılıyor. Dayısı Finn'in AIDS yüzünden ölmesiyle başlıyor bu yüzden kitabın geri kalanında ister istemez merak ediyorsunuz. Finn okuduğum ilk eşcinsel karakterdi ve tüm kitap bu konu üzerinde durmuyor kesinlikle. "Kurtlara Söyle Eve Döndüm" Finn'in ölmeden önce June ve ablası Greta'nın portrelerinin yer aldığı tablonun adı. Bazı kişiler June'un yaşı küçük olmasına rağmen dayısına karşı hissettiği "aşk"tan rahatsız olmuş. Bence kesinlikle aşk değil bir çocuğun saf sevgisi ve hayranlığıydı. June hayal gücü oldukça geniş biri ve sık sık kendini ormana atıp ortaçağda olduğunu hayal ediyor. Daha sonra ailesinin nefret ettiği ve Finn'in özel arkadaşı olarak tanımladıkları Toby ile tanışıyor. Ben Toby karakterinin oldukça sevimli ve sıcakkanlı bir karakter olduğunu düşünüyorum. Sayfalar geçerken bir bakıyorsunuz Toby'yi sevmişsiniz. June ile aralarındaki arkadaşlıkları ve birbirlerini koruyup kollamaları içinizi ısıtıyor. Kitap tablodan,Finn'in ölümünden ve Toby'yle June'un arkadaşlıklarından çok bence kardeş bağıyla ilgiliydi. Greta başta huysuz ve gıcık bir karakter olsada aslında zamanında June ile en yakın arkadaş gibiymişler. June her ne kadar Greta'nın ondan nefret ettiğini düşünsede asıl sebebi sonradan ortaya çıkıyor. Bunun dışında annesi ve Finn'inde geçmişte yaşadıklarını okuyorsunuz. Kitabın ilk 200 küsür sayfası sürekli geçmişten bahsediyor. Oldukça durgun ve yavaş olaylar içeriyor bu yüzden bu kısımlar sıkılmanıza yol açabilir. Beğenmediğim bir-iki noktada oldu tabii ki;tablonun adı ve June'un ara sıra kurtlardan bahsetmesinin nedenini anlamadım. Eğer geçmişte Finn'le aralarındaki bir anı yüzünden olsaydı daha açık olabilirdi. Onun dışında tabloyu gazeteye verip bu kadar ünlenmesine sebep olan kişide açık değildi tam olarak.
Kurtlara Söyle Eve DöndümCarol Rifka Brunt · Martı Yayınları · 20132,085 okunma
Reklam