Tarih kadar bir uzun yürüyüşten geldik. Ey sağır gök gece yırtıl,yırtıl ve yer aç şarkımızın sabahına. Çünkü ayaklarımızda bedir gibi bin asrın tozu var,avuçlarımızda şafak sökecek İbrahimce bir yangın. Biz ki sustukça kör dilsiz ve âmâ duvarlar,şimdi volkan gibi patlar bağrımızda hınç ve inanç. Yıldızlar dökülsün oluk oluk eteklerinden karanlığın, ay yarılsın ikiye,zincirler erisin, çözülsün köhne düğümler. Bu yürüyüş, ardında bırakanların değil; Yarını elleriyle kuracak olanların sesidir. Uyan ey yeryüzü, uyan ve dinle! Bunca kıştan sonra açan bu çiçeği gör. Yırtıl ey gece, bitsin bu derin rüya. Güneş, adımlarımızın bastığı yerden doğuyor.
Düşünce
Kimse hakka ulaşamaz, her şeyden uzaklaşmadan...
Reklam
Ve şimdi Allah' tan isteğim, anladığım ve anlaşıldığım bir yoldaş ile sessizce kenara çekilmek...
Hz Süleyman ve hüdhud kuşu Hz Süleyman Hüdhud kuşu Neden beni desteklediniz seçimlerde? " "Öteki şeytandan az daha iyiydiniz. Hepsi bu. " Fırtınadan Sonra Howard Fast Eniz ☭Eniz ☭ Kuraanda anlatılır Hüdhud kuşu Hz Süleyman kıssası anlatır onun huyunu Bazen seçim hakkınız yoktur Şeytanın iyisini seçime mecbursunuzdur Hüd hud kuşuda uçuyordu göklerde Ne zaman bir Kuraan sesi duysa Oturur dinlerdi kıssalar izlerdi beşerleri Herkesin bir hikâyesi vardı Ve her hikaye bizi tefekküre çağırırdı Hüdhud kuşuda gezdi şehirleri Zülkarneynin nasihatlerini dinledi Hüd hud Şehit kabirlerini dua ile suladı Ve her güzel ötüşte zikir ile hakikati aradı Şehit kabirlerinde Kuraan ayetleri okudu Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma Onlar diridirler ölmezler nasiplenirler Şehitler Rablerinin yanında rızıklanırlar Onlar sevinç ve müjde içindedir
Şiir
Güz Sarısı Epiloğu
İşte bu son perdesiydi başladığımız oyunun İzahı yoktu aramızda konuşulan bu konunun Sanrılarla baş başa raks ederken o akşam Cebimde geçmişten kalan kapkara bir yaşam Meğer hep ona dayanıyormuş attığım her bir adım Hangi patikadan sapsam, ona çıkıyor yollarım Sen ki bu can evimde hüküm süren yaşamsın Ruhuma mühürlenmiş büsbüyük bir gamsın Sustu o koca nehir, kurudu pınarlarım Artık bu ıssızlıkta kime neyi anlatırım Karşımda duran ayna bile yabancı sese Hapsetmiş kendi kendini o daracık kafese Buram buram bağırıyor içimdeki şu çocuk Bulamıyor tenine saracak eski bir gocuk Müsaade etmez elbet bu sonsuz gâma Yaradan Bir gün elbet çekilir bu gölgeler aradan Sanki tek bana bahşedilmiş bu güz sarısı epiloğu Bu sessiz yalnızlıkta can çekişiyor bir kuğu Zamansız vedalarla kararır her an devran O kafesteki gönül öyle güçlü, öyle yaman Bir konçerto ortasında kesilse keşke nefesim Kendi kendine hayaller kuruyor bak iç sesim Ah güz sarısı sen neden bu kadar nazlı ve elemsin Hükümsüz bir infazda boynuma inen kaddesin Söyle şimdi yad ellerde tek başına mı kaldın Yoksa o sahte rüyayı gerçek hayat mı sandın Zemheri vurdu bak yine, sustu bütün şarkılar Zihnimin dehlizlerinde kanar eski sancılar
Şiir
Şiir - 11
Güzün dökülen yapraklar Kara toprağa kavuştu Yaşlı çınarın gölgesi Nazlı geceye yanaştı Söyle gece, nedir gökte bu manzara? Boylu boyunca dönmüşsün bir mezara. Ay gümüş bir orak, kanatları kara, Bir körün düşüymüş bizi böyle saran. Sessizliğimizi de aşk sanan. Gör ki yıldızlar saplanmış o zifir tenine, Söyle gece, nasıl sığdın şu güzel kefene?
Şiir
Reklam
Reklam