Son günlerde okuduğum en akıcı kitaptı, zaten inceleme olduğu için su gibi akıyor.
Kitapta beni en etkileyen şey aslında insanların azmi oldu. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar kendi milletleri için bir araya gelebilmeleri. Biz toplum olarak nasıl bu birliği sağlayamıyoruz onu görmek üzücüydü. Siyasetin peşinde insanlar doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan kabul ederken ilerlerken aslında onların çıkarlarına göre bir hayat sürüyoruz. Bir Türk olarak bunu görmek üzücüydü.
Bir de kitaplar hangi türde ya da konuda olursa olsun içine girdikten sonra hiç beklenilmeyen bir yerden sizi etkilemesi harika bir duygu.
Eliezer Ben-Yehuda adında bir Yahudi'nin büyük çabası ile İbranicenin nasıl bir toplumun resmi dili olduğunu görüyoruz.
MS 70'de Filistin'den sürülmeleriyle farklı kültürleri ve dilleri benimseyen Yahudiler için İbranice sadece dini metinlerde kullanilan bir dil olarak kalıyor. Ben-Yehuda' nın 1880 yıllarında Filistin'e göç etmesiyle bu sistem değişmeye başlıyor. Binlerce kaynaktan özellikle Arapça kaynaklardan İbranice kelimelerin kökenlerine iniyor ve yeni kelimeler tüketiyor. Gazete yayımlarında bu kelimeleri tanıtıyor ve günlük dilde kullanılması için ısrarcı oluyor, dünya üzerinde kendine maddi destek sağlayacak kaynaklar arıyor.
Karşı çıkanlar dilin gelişmeyeceğinden dolayı Filistin'de İbranice konuşan getto bir topluluk oluşması ve kendi içlerinde mahkum kalmaları.
Ayrıca o dönemde Osmanlı Yahudilere Filistin içinde toprak satışına asla izin vermiyor ama üçüncü kişiler aracılığı ile bu mümkün oluyor :) Ve o dönem toprak satın alan Avrupa kökenli bir Yahudi bunu Filistin'de bulunan Yahudilere hibe ediyor ve günümüz İsrail tamda bu şekilde kuruluyor. Böylece Tev Aviv şehri kurularak, İbranicenin bir şehrin daha sonrada bir ülkenin ortak dili olmasının