Yürek sovurmu hiç? Üşürmü mesela...buz gibi hissedermi insan? Yönünün unuturmu kalbinin? UNUTUR...!!! Ben unuttum mesela..önce yürümeyi unuttum acılarım hayallerim dügümlerken bogazimda konuşmayı unuttum özlemeyi unuttum sevmeyi unutum sevdiğim şarkıları mesela hissetmeyi unuttum...özlemeyi unuttum...gözyaşlarımı silmeyi unuttum...sırf bu yüzden gecenin sesizligine sakladım onları ama hep inandım buz gibi hissettiğim Yüreğimin bir gün ısınacagına ve sonsuza kadar hiç üşümeyecegine inandım Düşünki sevgili geceyi ay siz ve yıldız sız düşün ...sabahı güneşsizi ve işiksız düşün sen ay ve yıldızı olmayan gecelerimi aydınlattın güneşi ve işigi olmayan sabahlarımı ısıttın yürümeyi ögrettin bana hayal kurmayı ögrettin hayallerine ortak ederken bogazımdaki tüm düğümleri çözüverdin...sen bana kalbimin yönünü gösterdin.. özlemin en güzelini yaşayın hasretin en Yücesini sevginin en anlamlısı ve seninle sevdiğim şarkıları...ne kadar uzak olursan ol sen bana hissetmeyi ögrettin yüreğini yüreğimde hissetmeyi...seninle yaşadığım her anın mutlulugu sardı tüm ruhumu...Bu yüzdendir sana mutlulugum dedigim AŞK işte sevgilim hiç bilmedigim hiç tanımadığım yepyeni bir şey ögrettin...sen bana aşkı ögrettin sevgilim...ve sen sevgili... maruz göruykusuz gözlerimi... seninle uyandıgım sabahları düşerken uyumayı unutmuşum ben...

Hermoso, bir alıntı ekledi.
54 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sadık doğduk biz sadakatten de geberip gidiyoruz

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand CelineGecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine

Ben deliyim
Yorgun ve yalnızım. Kaldırımlara misafirim...
Gecenin gözleri üzerimde.
Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem
Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim.
Ey! Sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene.
Ben deliyim, ama çok şey bilirim.
Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana...
Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerinde.

her şey geçiyor gerçekten.. zaman unutturamıyor belki ama acıyı hafifletiyor..yaşadıklarımız bize zor gelebilir, büyük bir çıkmaza da girebiliriz ama gerçekten her gecenin bir sabahı var. En fazla ölürüz değil mi? neden bir gün öleceğimizi unutuyor gibi yaşıyoruz? sanırım bunun bize sürekli olarak hatırlatılması gerek...hepimiz vakti geldiğinde öleceğiz, peki ama neden birbirimizi kırıp üç günlük dünya için kahroluyoruz?

Salih Mirzabeyoğlu
Gözyaşı yüklü bulut toprak altında kaynak
Sakarya'nın derdine kıvrılır Yeşilırmak

Bizdendir onun âşkı emanet ve anahtar
Benzerler benzeşirler zamanı işte akar

Nasıl ki Allah emri O ol deyince olur
Yeşilırmak nefsinde emre uyarken budur

Fikir aşk ve hürriyet ayrılmazlar güzelden
Sırrı malûm sırrında sözleşmişler ezelden

O ki güneşe ayna akis kapan bir görgü
Yıldız yıldız kıvılcım yeni çağda bir örgü

İşte düğümün ucu işde insan ve toplum
Sakarya'nın kalbinde zaman ölçümü buldum

Ne varlık ne de oluş yok da yoktu bir zaman
Ruhum eşyadan gafil ne zaman ne de zaman

Hayat dediğin masal çırpınan suyun sesi
Tek marifet dünyada harcamamak nefesi

İmân sahici imân ateş hattında koşu
Bir günü bir gününe eş olmama buluşu

Yeşilırmak'da hamle sahibi ona kefil
Sakarya'nın ruhunu lif lif açan yeni dil

Fikir fiil ve sanat tek gaye gerçek emek
Bütün dava olmakta Allah'a görünerek

Budur insan rüyâsı gecenin yarısında
Karayılan yelkovan ve akrep arasında

İnkılâba dayanmış saatler döne döne
Büyük Doğu bayrağı İBDA ile en öne

Mânâsını öğrenmiş kurtuluş alayları
Hakikat çevresinde şehitlik adayları

Toplum nedir bilmişler inananlar elele
Sümüklüler kovulmuş ayıklanmış hergele

-'Selam size akıncı!'-'Size selam!' iâde
Doğruyu Allah bilir bizce tamadır vâde

1984

CEM AKDAG, Ne Demek İstanbul, Bebek Niye Bebek?'i inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

107 sayfa Bazıları rivayet , bazıları beklenmedik yerden vuruyor ,bazılarına hadi canım diyorsunuz . Ancak eğlendirici ve ilginç bilgiler var.

kitaptan ilginç bir hikaye :AKINTIBURNU HİKAYESİ

İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi Tercüman ( 1982,s537-538.)

Akıntıburnu’nda yalı sahibi “zamanın zevk ve keyif ehli adamlarından biri dostlarına bir ziyafet verir. Bunların arasında İstanbul’un zarafet ve hoş sohbetleriyle tanınmış kimseleri, saz ve ses üstatları varmış.
İçmişler ,şarkılar, besteler, semailer ve peşrevler çalınmış, söylenmiş.
Ve bir zaman gelmiş ki bu alemi içlerine hava gibi sindirenler, yatak odalarına çekilmişler.
Misafirlerden Aşir isminde birinin yattığı oda deniz üstündeymiş. Aşir yatağa girip başını yastığa koymuş, gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlarken bir se:
-Aşir !
Diye gürlemiş. Cevap vermiş:
-Buyur!
-Yat !
-Başüsütüne efendim !?
Emre itaat etmiş, başını yastığa koyup hafif hafif kestirmeye başlamış, yarım saat sonra aynı ses bu sefer daha yüksek perdeden haykırmış:
-Aşir !
Adamcağız fırlamış, korkak ve şaşkın:
-Emret, bir şey mi istiyorsun? Demiş.
-Yat!
-Peki efendim !
Zavallı bütün geceyi böyle geçirmiş.
Yarım saatte bir kalkmış yatmış, uyumuş uyanmış!
Sabahleyin misafirler kalkmış, yeni baştan hazırlanan sofranın başına geçmişler. Misafirlerin yüzünde rahat geçen bir gecenin izleri belirlendiği halde Hafız Aşir’in yüzünün harap olduğunu gören ev sahibi sormuş.
-Geceleyin rahatsız mı oldunuz ? Uyku mu tutmadı ?
Aşir, akşam işittiği sesleri ,ikide bir isminin çağrıldığını ve bu yüzden hacıyatmaz gibi yatıp kalkarak sabahladığını anlattıktan sonra:
-Bunu yapan kimse, doğrusu yaman adammış der... Uykusuz kaldım ama ,bu hodbinlik benim hoşuma gitti.

Ev sahibi kahkahayı basmış:
-Yanılıyorsunuz, demiş. Mesele büsbütün bambaşka. Malum ya burası Akıntıburnu, kayıkçılar akıntıyı kürekle geçemezler, kıtadaki yedekçiler kayıklardan atılan palamarları omuzlarına vurup kayıkları çekerler. Bizim yalının önü aşağı taraf gibi serbest değildir. Direkler vardır Tam buraya gelince yedek palamarını direkten aşırtmadan sandalı çekmek, yedeklemek mümkün değildir. Bunu bilen kayıkçı “aşır” diye bağırır. Yat emrine gelince ,onun manası şudur: “Yedek çekmeğe yat!” Bütün mesele , isminizin “Aşir “ olmasında ,yoksa bu işte muziplik filan yok.”

Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında

Cahit KÜLEBİ

“Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını! Zira sabah namazı meşhuddur.” (İsra, 17/78)