Harry Potter uyanmadan battaniyenin içinde bir yandan bir yana döndü. Minicik eliyle yanındaki mektubu kavramıştı; uykudaydı, özel biri olduğunu bilmiyordu, ünlü biri olduğunu bilmiyordu, birkaç saat sonra süt şişelerini koymak için kapıyı açacak olan Mrs Dursley'nin çığlığıyla uyanacağını bilmiyordu, önündeki birkaç haftayı kuzeni Dudley tarafından itilip kakılarak, çimdiklenerek geçireceğini de bilmiyordu... Nereden bilsin o anda ülke boyunca gizlice toplanıp kadeh kaldırıyordu insanlar "Harry Potter'a," diyorlardı fısıltıyla, “sağ kalan çocuğa!”
Gözlerini açtığında Veronika, "Burası cennet olmali" diye düşünmedi. Cennette odaları floresan işıkla aydınlatmazlardı kesinlikle ve de ânında başlayan sancı tipik bir dünya sancısıydı. Ah, bu dünyanın acıları hiçbir şeye benzemez, hemen anlaşılır.
Dergiyi bir yana atti, Slovenler hakkında hiçbir şey bilmeyen bir dünyaya öfkelenmesi anlamsızdı şu aşamada; vatanın onuru artık onu ilgilendirmiyordu. Şimdi kendi kendisiyle gurur duyma zamanıydı, şimdi yaptığı şeyi yapabildiği, en sonunda cesaretini toplayıp bu yaşama veda edebildiği için. Ne büyük bir sevinç! Ustelik her zaman düşlediği biçimde yapıyordu bu işi, hiçbir iz bırakmayan uyku haplarını kullanarak.