Geceyi Sana Yazdım...
Geceyi sana yazdım, sızımı sana
Tutuldum, küsen sesine, tenine tutuldum
Çaktım ateşi sesime, ateşi tenime
Hay aydınlık sana yandım, gülen yüzüne
Yandım, yanarım sana

Sensizim, sana koştum iklimler boyu
Uykular, yanan liman uykular haram
Bir vapur geçer, dalgasında savrulan ben
Dön yürek yurduma, gurbet tenime dön, yanarım sana

Esther. Sema, Günlükler'i inceledi.
 04 Nis 22:46 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Nereden başlanır ki buna?
Kitap bitti. Bomboş duvara baktım. İzledim...
Müzik falan da yok bu sefer. Sessizlik istiyorum sadece. Gözyaşlarım ve sessizlik. Bu evde mümkün değil tabiki bu. Yazmak için geceyarısını bekleyeceğim dedim. Ama işkenceydi bu kendime. Ruhum bedenimden ayrılıyordu sanki. Nefes alamadım. Gerçekten alamadım. Tuvalete koştum. Elimi yüzümü yıkayıp bıraktım kendimi. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Ağladığımı kimse görsün istemem ben. Birkaç kişi görmüştür. Hatta hiç ağlayıp ağlamadığımı soran arkadaşlarım olmuştu.

Al işte. Annem girdi odaya. Gece yarısını bekleyemeden yazmanın cezası. Kapıyı neden kapatmışım. Kafamı ona çevirmeden cevap verdim: "Ses geliyor" dedim. Bakarsam ağladığımı görür, binbir türlü soru sıralardı. Neyseki açıköğretim okuyan biriyim. "Ders mi çalışıyorsun?"dedi. " Evet. " dedim. Ve kapıyı kapatıp gitti. Rahatım artık, geceyi beklemeden yazabilirim.

Hep böyle oluyor işte. Onları düşünmekten, görmesinler diye bir şeyleri gizliyorum. Görüp de üzülmesinler diye. Sorarlarsa gizleyemem söylerim çünkü. Söylersem, anlatırsam üzülürler diye. Seviyorum ailemi, onlar beni ne kadar üzseler de seviyorum.

Sylvia nefret etmiş annesinden. Babasını uzaklaştırdı diye. Bu yüzden bir sürü flört edinmiş babayı bulmak için. Ayrıca annesi bakire olarak evlenmen gerek diye baskı yaptıkça, o daha çok erkekle birlikte olmuş evlenene kadar, annesine nefreti yüzünden.

Kuklayım bende. İplerim babamın elinde. Ne yana çekerse oraya doğru hareket halindeyim. Annemde sanardım ipler küçükken, babam her şeye izin verir annem vermezdi. Oysa annem için her şey netti. Ya var ya yok. Babam için öyle değil. " Bizden ayrı yaşaman doğru değil. Ailesiz bir hayatta yaşanmaz. Ailenden uzaklaşırsan mutlu olamazsın. Zaten gittiğin yerde sana destek olacağımızı sanma. Rizedeki gibi her ağladığında annen gelecek sanma. Zor zamanında bizi yanında bekleme. Ancak hayat tabiki senin hayatın. İstediğin yere tayin isteyebilirsin." diyen bir babam var şu günlerde. Bana gidemezsin dese benim bu kadar canım yanmaz. Ama yapayalnızsın Sema sen hep öyleydin demek değil mi bu?

Çocukken de yalnızdım. Ben hep yalnızdım. Yanlış anlaşılmasın çevrem geniş, çok arkadaşım vardı benim. Şu an herkesi uzaklaştırıyorum hayatımdan. Dayanamıyorum artık. Çünkü onların beni düşünüp umursuyormuş, beni seviyormuş gibi yapması canımı yakıyor. Çünkü gerçekten kimse sevmiyor beni. Hiç kimsenin umrunda değilim ben. Anne ve babamın bile umrunda değilim sanki... Hepsi bencil, herkes bencil... Ben bencil olamıyorum. Bencilce davranıp sadece kendimi düşünmek bana acı veriyor. Bunu yapamadığım için daha çok batıyorum bataklıkta sanki...

Kitabı okurken bugün evin yanındaki parka gittim. Çocukluğumun geçtiği parka... Kahve de aldım evden, kulaklık kulağımda okuyordum kitabı. Kafamı kaldırdım. Üstümde çam ağaçları... Kulaklığı çıkardım. Öten kargalar... Sesleri pek hoş olmasa da insana huzur veriyor. Az ileride çocuk parkı var. Çocuklar oynuyor. Ne kadar masumlar. Bende bir zamanlar oynardım o parkta. O zamanlar sevincim, mutluluğum vardı. Umutlarım vardı. Şimdi hepsi yok olmuş durumda. Umut kırıntıları ile yetiniyorum. Sürekli yok olmak için debelense bile ben onlar var olsun diye çırpınıyorum...

Sylvia'nın çığlıklarını duyuyorum. Hissediyorum. O; bir cinsel obje olarak görülmek istemiyor. Sevilmek istiyor. Ne kadar fiziksel olarak güzel olduğunu düşünmese de, bir sürü erkekle flört ediyor. Aradığını bulamıyor. Ta ki evlenene kadar...
Böyle birini bulmak zor. O kadar zor ki seni sadece sen olduğun için seven birini bulmak. Seni bedenen değil sadece ruhen de sevecek birini bulmak... Sylvia anne olmaktan korkuyor. Böyle bir sorumluluğu almaktan, çocuğuna iyi bir anne olamamaktan korkuyor. Ben de sürekli anne olamayacağımı düşünürüm. Bunun hayalini hiç kurmadım çünkü. Evlilik hayalim de hiç olmadı. Bunlar için sevilmek gerek. Karşılıklı olması lazım. Benim için böyle. Sevilmediğim için düşünmüyorum. Kaldı ki bu karmakarışık halimle biriyle olmak fikri bana yanlış geliyor. Kendi cehennemimde kimseyi beraberimde yakmaya hakkım yok benim.

Sylvia tutkuyla sevdiği bu adam tarafından defalarca aldatılmış. Aslında yaşama sarılma sebebiymiş Ted. Yok edilmiş... Neden aldatıyor ki ? Dürüst olsa ne olur? Yalvarıyorum herkese; karşınızdaki insan sizin gibi olmayabilir. Bir insana seviyorum seni derken, bu anne, baba, kardeş, dost, arkadaş bile olsa ki aşık olduğunuz kişiyi söylememe gerek bile yok, gerçekten hissediyorsanız bunu söyleyin. Değerli ise o kişi bunu yapın. Sevmiyorsanız da bunu dürüstçe söyleyin. Onu istemediğinizi deyin. Bu diğer türlü yalanlardan daha çok can yakar.

Defalarca arkadaşları tarafından aldatılmış, sahteliklerle dolu bir çevresi olan biriyim ben. Kimse tarafından bir önemi olmayan bir hayalet. Kimse tarafından farkedilip görülmeyen... Sevgilim oldu. Canımı yakan şeyler yaptı. Ama dostlarım kadar yakmadı canımı. Acıtmadı. O bile bir yerde dürüsttü. Seni hiç sevmedim ki diyebildi mesela. Ama dostum dediğim insanlar, gözümün içine baka baka yalan söylediler. Bu benim canımı daha çok yakmıştı. Şimdi bunlar benim zayıflıklarım. Onları yazıyorum buraya. Dışarıda zırhımı kuşanmış sert ve hiçbir şeyi umursamayan insan olmaktan yoruldum. Bunları yazdırıyor okuduğum Sylvia. İçimde bitmek bilmeyen yalnızlık korkusunu da yüzüme vurdu tekrardan...

İntihar etmeyi sıkça düşünürüm. Yapamayacağım bir şey bu. Anne ve babamı üzmemek için yine. Kardeşim de var tabiki. Tavsiyelerde falan bulunmasın kimse bana. Yeterince dinledim, kendi kendime de yaptım. 17 yaşından beri de yapıyorum. Bir işe yaramıyor. Korkak, güçsüz ve acizim. Kabulleniyorum...

Şimdi nefes alabiliyorum işte. Sylvia'yı anlayıp hissediyorum. Benzetiyorum biraz kendime. Onun gibi olmam elbet mümkün değil. Onu şimdi daha iyi anladım. Kitabı okurken gözümün önünde fırında yaşamına son verdiği fotoğrafı belirdi hep. Nasıl bir acıdaydı biraz olsun anladım. Yaşamının sonundaki notlar yok. Yok edilmiş bazıları. Onunla ilgili ve aldatılmasının sonuçları, nasıl olduğu ile ilgili yazılanlar da şunlar:
http://www.milliyet.com.tr/...-hayati-molatik-283/

http://www.kulturservisi.com/...n-kayip-son-mektubu/

O muhteşem, taparcasına sevdiği adam tarafından aldatılmasının yanında şiddet dahi gören bir insan. Annesine olan öfkesi, birçok şeyi sorgulaması, varoluşu benliği kafasında kurması ile son veriyor her şeye.

İnsan içten içe çığlık atar, kimse görmez. Çünkü umrunda değil kimsenin. Sadece suçlarlar birilerini. Şu an çok yoruldum. Daha fazla yazamayacağım. Yazmayım da zaten. Huzurluyum. Sizlerden özür diliyorum ve üzgünüm. Size kendimi yazdım gereksiz hassaslık biraz. Ancak rahatlamam için bu gerekliydi. Kusuruma bakmayın...

Ek bilgi: Sylvia Plath, Virginia Woolf'tan oldukça etkilenmiş.Virginia'nın intiharı ve yazdıkları büyülemiş onu. Sonunda kendisi de intihar ediyor ve bunun devamında, Nilgün Marmara'yı görüyoruz. O da sonunda intiharı seçiyor. Bu sanki zincir gibi... Umarım bu zincirin son halkasıdır.

Tek Umut Barış, bir alıntı ekledi.
20 Oca 23:59 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Geceyi sana yazdım
Biliyorsun ya
Susarak yaşamak zorundayım seni
Bu yüzden gecelere ve sözcüklere
Bölüyorum ağırlığını..

https://youtu.be/zM_Nd038u4U

Bütün Şiirleri 1, Şükrü Erbaş (Sayfa 87 - Kırmızı Kedi)Bütün Şiirleri 1, Şükrü Erbaş (Sayfa 87 - Kırmızı Kedi)