Mezuniyet mi, Gösteri mi?
Son yıllarda mezuniyet törenlerine baktığımda içimde garip bir burukluk hissediyorum. Bir zamanlar bir dönemin sona erişini, verilen emeğin karşılığını ve çocukların masum sevincini temsil eden bu törenler, sanki başka bir kimliğe bürünmüş gibi görünüyor.
Eskiden sadelik vardı. Birkaç fotoğraf, samimi bir kutlama ve geleceğe dair güzel temenniler… Bugün ise çoğu zaman törenlerin merkezinde öğrencilerden çok gösteriş yer alıyor. Kimin kıyafeti daha dikkat çekici, kimin organizasyonu daha görkemli, kimin paylaşımı daha çok beğeni alacak; bütün bunlar eğitimin özünü gölgede bırakıyor.
Ülke gündemine baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ekonomik zorlukların, eğitimde fırsat eşitsizliklerinin ve gençlerin gelecek kaygısının konuşulduğu bir dönemde, bazen şeklin özün önüne geçtiğini görüyoruz. Oysa eğitim; sahnelerden, ışıklardan ve süslü organizasyonlardan önce bilgiyle, ahlakla ve karakterle ilgilidir.
Bir öğrencinin kazandığı en büyük başarı pahalı bir mezuniyet kıyafeti değil; öğrendiği bir bilgi, geliştirdiği bir beceri ve kazandığı güzel bir ahlaktır. Eğitimin gerçek değeri de burada saklıdır.
Belki de yeniden sadeliğin kıymetini hatırlamamız gerekiyor. Çünkü insanı büyüten şey gösteriş değil, emektir. Kalıcı olan alkışların gürültüsü değil, geride bırakılan güzel izlerdir. Eğitim de ancak özüne döndüğünde toplumun geleceğini aydınlatabilir.
Mezuniyetler elbette kutlanmalıdır; fakat unutulmamalıdır ki bir eğitim yolculuğunun en değerli hatırası, gösterişli törenler değil, insanın zihnine ve karakterine kattıklarıdır.