8/10
·320 syf.··
2026 28. kitabı
İskender Pala severlerin hayır demeyeceği bir kitap.Yine vereceği konuyu çokça araştırdığı belli yazarın.Kitaba gelince akışında, sürükleyiciliginde sorun yok.Yazar her zamanki tarzının dışına çıkmış geldi bana.Ortadoğu problemi, Yahudiler, dervişler, bilimsel terimler, izafiyet teorisi,zaman ve mekânda geçmişe ve geleceğe seyahat, Filistin halkı, insanlae üzerinde yapılan deneyler....... Hepsi bir arada olmalı mıydı! Bilim kurgu , polisiye, tarih...Hangi alana koysak oluyor... Yazarın normalde ki tarzını daha çok seviyorum Belki yeni tarz ve farklılık arayışi vardır..Bu kitapta tam oturmayan şeyler var.yine de yazarin kalemine sağlık...
A-71İskender Pala · Kapı Yayınları · 20222,734 okunma
Çıban
Puan vermedi
Bazı kitaplar hikâye anlatır, bazılarıysa insanın zihninde uzun süre kapanmayan bir kapı aralar. Çıban ikinci türden bir roman. İlk bakışta teknoloji, yapay zekâ ve geleceğe dair bir kurgu okuyacağınızı düşündürüyor; fakat sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin bir mesele olduğunu fark ediyorsunuz. Romanın merkezinde aslında teknoloji değil; insanın sınır tanımayan kontrol arzusu, güce duyduğu açlık ve kendi karanlığıyla kurduğu ilişki yer alıyor. Birbirinden bağımsız görünen karakterler zamanla aynı yapının içinde birleşiyor ve her biri büyük resmin başka bir yüzünü gösteriyor. Serdar; başarıyı kusursuzlukla karıştıran, aklıyla yükselirken kendi iç dünyasına yabancılaşan bir karakter. Kurduğu düzenin hâkimi olduğunu sanırken, fark etmeden kendi zihninin labirentine sürükleniyor. Ezgi umut ve vicdanın temsilini taşırken, Deniz’in yükselme tutkusu insanın doyumsuz tarafını görünür kılıyor. Ayruk ise sistemle savaşırken kendi sınırlarını zorlayan bir adalet arayışını temsil ediyor. Ve sonra Bekir Amca çıkıyor karşımıza; sıradan görünen ama hikâyenin yönünü değiştiren o kırılma noktası gibi… Romanın güçlü taraflarından biri karakterlerini yargılamaması. Burada kimse bütünüyle masum ya da bütünüyle suçlu değil. Herkes kendi yarasının, kendi geçmişinin ve kendi gerekçelerinin içinde var oluyor. Bu yüzden okur karakterlerle her zaman aynı fikirde olmasa bile onları anlamaya başlıyor. Teknolojik gelişmenin özgürlük getirdiği düşüncesinin tersine, romanda ilerleme arttıkça baskı da büyüyor. Bilgi çoğaldıkça huzur değil; şüphe, yalnızlık ve çözülme hissi derinleşiyor. Hikâye bu yönüyle yalnızca bilim kurgu değil; psikolojik gerilim, toplumsal eleştiri ve felsefi sorgulamaları aynı zeminde buluşturuyor. Özellikle geçmiş medeniyetlere uzanan detaylar ve sistem eleştirisi,
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202674 okunma
Reklam
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
Merhaba kitap dostlarım Bugün sizlere Keşke ile geldim. Bazı kitaplar vardır,bittiğinde kapağını kapatırsınız ama hikâye zihninizde yaşamaya devam eder.Keşke benim için tam da böyle bir kitaptı.Okurken sadece Sabia ve Fikret’in hikâyesine eşlik etmedim umutların,hayallerin ve zamanın insanlar üzerindeki etkisine de tanıklık ettim. Yazar,tarihin izlerini kurguyla öyle güzel bir şekilde birleştirmiş ki kendimi zaman zaman olayların içinde hissettim.Bir yanda geleceğe umutla bakan insanlar,diğer yanda değişen şartlarla sınanan hayatlar vardı.Her sayfada farklı duygular yaşadım.Bazen umutlandım, bazen hüzünlendim,bazen de "keşke"lerin insan hayatındaki yerini düşündüm. En çok etkilendiğim şey ise karakterlerin iç dünyalarının samimiyetiydi.Sevgiyi,sadakati, fedakârlığı ve hayata tutunma çabasını oldukça doğal bir şekilde hissettirdi.Bu yüzden kitapla aramda güçlü bir bağ kurdum.Duygusal yönü güçlü,düşündüren ve geçmişe farklı bir pencereden bakmamı sağlayan bir okuma oldu benim için.Son sayfayı çevirdiğimde geriye sadece bir hikâye değil, uzun süre aklımda kalacak duygular kaldı. İnsan en çok yaptığı hatalara mı "keşke" der, yoksa yapmaya cesaret edemediklerine mi? Geçmişe dönme şansınız olsaydı, değiştirmek isteyeceğiniz bir an olur muydu? Yoksa bugün sizi siz yapan tüm kırgınlıklar, seçimler ve vedalar tam da olması gerektiği gibi mi yaşandı? Belki de hayat;cevabını yıllar sonra bulduğumuz bir "keşke"den ibarettir... Siz ne düşünüyorsunuz? . . #kitapyorumu#okudumbitti#kitaptavsiyesi #tarihikurgu#bookstagramturkiye
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20211,984 okunma
Sonsuz Bir Bekleyiş
Puan vermedi·232 syf.·
2026 26. kitabı
Tatar Çölü, yüzeyde bir askerin sınır boyundaki görevini anlatır gibi görünse de derinlerde insanın zamanla, anlamsızlıkla ve kendi yarattığı illüzyonlarla olan savaşını işler. Giovanni Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne atanmasıyla başlayan bu hikaye, aslında hepimizin hayatında pusuya yatmış o tehlikenin sarsıcı bir özetidir: Yaşamı ertelemek. Drogo, kaleye ilk geldiğinde kalenin bu sıkıcı rutininden kaçmak ister. Ancak sırf "kariyerinde leke bırakmamak" ve dış dünyanın (amirlerinin, toplumun) gözünde iyi görünmek adına bu süreci rasyonalize eder. Drogo'nun asıl trajedisi dış dünyanın karmaşasından ve seçim yapma zorunluluğundan korkmasıdır. Şehrin karmaşık kararlar sistemi onu ürkütür; bu yüzden kalenin katı kuralları, üniformaları ve hiçbir şeyin değişmediği rutini onun sığındığı bir "konfor alanı" halini alır. Kendi özgürlüğünden kaçmak için, kendini yüce bir göreve adadığı yalanına sığınır. Romandaki mekan tercihleri de buna göre yapılmıştır: Uçsuz bucaksız, sessiz çöl; varoluşun o formsuz ve anlamsız boşluğunu simgeler. Askerlerin yıllarca ufukta gözlediği "Tatarlar" ise, bu boşluğu doldurması umulan, hayatımıza bir anda sihirli bir anlam katacağına inandığımız o dışsal kurtarıcılardır. Kusursuz bir eş, mükemmel bir iş veya bir gün gelecek o "büyük an" gibi. Drogo o kadar geleceğe yönelik bir düşünceye hapsolur ki içinde yaşadığı anı yani hayatı ıskalamaya başlar. Beklediği o büyük gün geldiğinde ise aslında gerçeklerle yüzleşeceği an da gelmiştir. Uğruna hayatını verdiği bekleyiş anı geldiğinde o anda kendisine yer yoktur ve kapı dışarı edilir. Tek başına bir han odasında ölümü beklerken tüm hayatı gözünün önünden geçerken aslında beklediğinin ''ölüm'' olduğunu fark eder ve ona kahramanca(!) karşı koymak ister ve ölümü gülümseyerek karşılar. Ancak bana göre
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Dilek Cesur - Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay Kitap İncelemem
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:18
Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay, geçmişin yüklerinden kurtulup geleceğe umutla bakabilmeyi konu alan bir kişisel gelişim kitabıdır. Yazar, Anka kuşu metaforunu kullanarak insanın yaşadığı kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve zorluklardan güçlenerek çıkabileceğini anlatır. Kitabın temel mesajı, geçmişe takılı kalmak yerine affetmeyi, kabullenmeyi ve yeniden başlamayı öğrenmektir. Dilek Cesur’un samimi ve akıcı anlatımı, okuyucuya bir dost sohbeti hissi verir. Kitapta psikolojik derinlikten çok motivasyon ve farkındalık ön plandadır. Bu nedenle akademik ya da bilimsel bir kişisel gelişim kitabı bekleyenler için yüzeysel kalabilir; ancak moral arayan, zor bir dönemden geçen veya hayatında yeni bir sayfa açmak isteyen okurlar için ilham verici olabilir. Eser boyunca umut, cesaret, öz sevgi ve affetme temaları işlenir. Yazar, okuyucuya geçmişte yaşanan olumsuzlukların insanın kimliğini belirlemek zorunda olmadığını, her zaman yeniden başlama şansının bulunduğunu hatırlatır. Kitabın en güçlü yönü sıcak ve motive edici dili; en zayıf yönü ise bazı fikirlerin kişisel gelişim literatüründe sıkça karşılaşılan düşünceleri tekrar etmesidir. Genel olarak Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay, hayatında değişim yapmak isteyen, umut ve motivasyon arayan okurlara hitap eden, kolay okunan ve pozitif bir etki bırakmayı amaçlayan bir kişisel gelişim kitabıdır. 5 üzerinden yaklaşık 3,5/5 olarak değerlendirilebilecek, özellikle duygusal olarak yenilenme temalı kitaplardan hoşlananların ilgisini çekebilecek bir eserdir. Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay Dilek Cesur
1000Kitap
Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay HayDilek Cesur · Kronik Kitap · 2025343 okunma
Daha iyi bir toplum mu? Sizce mümkün mü?
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 10:26
Gilman'ın Dağı Yerinden Oynatmak eseri, ilk bakışta gelecekte kurulmuş ideal bir toplum tasviri gibi görünüyor. Ama bence temelinde “insan değişebilir mi?” sorusunu tartışan bir ütopyadır. Kitap, 1910’ların dünyasından gelen John Robertson’ın otuz yıl sonrasına uyanması üzerinden ilerler. Eski dünyanın erkek egemen, sınıf farklarının belirgin ve geleneklerin güçlü olduğu yapısı ile yeni dünyanın daha eşitlikçi, bilimsel ve düzenli toplumu karşılaştırılır. Kitabın en güçlü taraflarından biri, geleceği teknolojik gelişmelerden çok zihniyet değişimi üzerinden kurmasıdır. Gilman’ın ütopyasında asıl devrim makinelerle değil, insanların düşünme biçimiyle gerçekleşir. Kitabın önsözünde de bu ütopyanın “zihniyet değişiminden başka bir değişim içermediği” ve insanların mevcut imkanlara farklı bakmayı öğrenmesi üzerine kurulduğu belirtilir. Yazar özellikle kadınların toplumdaki konumuna odaklanır. John’un geleceğe geldiğinde en büyük şaşkınlığı teknolojiden çok kadınların toplumdaki yeridir. Kız kardeşi Nellie artık eğitim almış, güçlü, bağımsız ve toplumda karar verici bir konumdadır. John’un eski dünyasındaki “kadın korunması gereken kişi” anlayışı tamamen tersine dönmüştür. Gilman burada aslında kadınların değişmediğini, fırsat verildiğinde potansiyellerini ortaya koyduklarını savunur. Ancak kitapta beni en çok düşündüren noktalardan biri, ütopyanın bazı konularda fazla kusursuz tasarlanmış olmasıydı. Gilman’ın geleceğinde suç, yoksulluk, ayrımcılık ve birçok toplumsal problem neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. İnsanlar daha ahlaklı, daha bilinçli ve daha uyumludur. Nellie’nin anlattığı bu dünya oldukça etkileyicidir; fakat aynı zamanda şu soruyu doğurur: İnsan gerçekten bu kadar tamamen değişebilir mi? Din konusu ise bence kitabın en tartışmalı taraflarından biridir.
Dağı Yerinden OynatmakCharlotte Perkins Gilman · Cem Yayınevi · 2021138 okunma
Reklam
Reklam