Sezgi, bir alıntı ekledi.
20 Nis 21:20

Berivan, Kafka'yı arıyor
O günkü duruşmayı unutamıyorum. Aralarında Yaşar Kemal, Gencay Gürsoy, Orhan Pamuk,Ahmet Altan , Şanar Yurdatapan, Nilüfer Göle gibi ülkemizin tanınmış bir çok sanatçısı ve bilim insanı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde Terörle mücadele Yasası,yani, meşhur 8.Madde'yle yargılanıyordu.Bu maddeden yargılanan bir sanatçı dostumuzun yapıtının altına hepimiz imzamızı atıp " Bu sanatçıyı yargılıyorsanız, bizi de yargılayın; onu hapse atacaksanız,bizi de atın!" diyerek bir anlamda mahkemeye kendimizi ihbar etmiştik. Ve mahkeme de mecburen bize de dava açmış ve ifadelerimizi almak için bu duruşmaya çağırmıştı.
Salonda büyük bir medya ordusu vardı. Sanatçılar, bilim insanları bunu fırsat bilerek çok etkili ve dikkat çekici savunmalar yapıyorlardı. Kimisi bir anısını anlatıyor, kimisi şiir okuyor, kimisi geçmişte özgürlük mücadelesi vermiş kahramanları anarak savunmasına başlıyor ve bu duruşmanın bir gün tarihe geçeceğini vurgulayarak, savunmasını bitiriyordu. Sıra, oyuncu ve tiyatro yönetmeni Mahir Günşiray'a gelmişti. O da boş durur mu... Son derece etkili ve teatral jestlerle, Franz Kafka'nın, "DAVA" adlı romanından bir bölüm okuyarak başladı savunmasına;
"Siz kim oluyor da bizi yargılıyorsunuz? Bu mahkemenin anlamı nedir? Siz önce kendinizi yargılayın. Nedir bu oyun? Son verin artık bu saçmalıklara... Nedir, bu soytarılık?..."
Salonda çıt çıkmıyordu... Bütün kameralar Mahir Günşiray'a dönmüştü. Yüzünde flaşlar patlıyordu. Mahkeme heyeti son derece şaşkındı. Kısa bir sessizlik oldu. Günşiray, romanın o bölümünü bir daha okudu. Çok etkilenmiştik savunmasından. Mahkeme Başkanı hâkim, öfkeyle susturdu Mahir Günşiray'ı:
"Ne demek istiyorsunuz siz? Biz burada oyun mu oynuyoruz? Siz şimdi bize soytarı mı demek istiyorsunuz?"
Salonda kısa bir dalgalanma olmuştu. Kimse hâkimin bu denli öfkeleneceğini hesaplayamamıştı. Belli ki soytarı sözcüğü hakimin çok ağırına gitmişti. Yüzü hiddetten kıpkırmızı,ikide bir aynı şeyi tekrarlıyordu:
"Biz burada oyun mu oynuyoruz? Ne demek soytarı? Bu mahkemeye düpedüz hakaret..."
"Yaz kızım!" dedi hâkim, önünde oturan zabıt kâtibesi kıza: " Sanık Mahir Günşiray mahkeme heyetine hakaret etmiştir..."
Mahir Günşiray hâkimin öfkesini biraz olsun yumuşatmak için söz hakkı istedi. Hâkim " Evet,konuşun," anlamında bir hareket yapınca, sanatçı kendisini şu sözlerle savundu:
" Söylediğim sözler bana ait değildir. Franz Kafka'nın 'Dava' adlı romanından bir bölümdür. Mahkemeye hakaret kastım yoktur."
Hâkimin öfkesi dinecek gibi değildi. Önündekk dosyalara elinin tersiyle vurarak, "Kafka mı, o mu demiş bize,soytarı, diye; kim bu Kafka ne hakkı var yüce mahkemeye hakaret etmeye?!" Diye bağırdı...
Mahir Günşiray biraz şaşkın ama çok da tedirgin bir sesle:
"Ünlü romancı efendim.Franz Kafka..."
"Nerede yaşıyor bu adam?"
Salondan, " Yaşamıyor, öleli çok oldu" gibi hafiften sesler yükseldi, ama hâkim duyacak gibi değildi. Duysa bile öylesine öfkeliydi ki, öldüğüne inanmazdı zaten... Sinirli bir şekilde zabıt kâtibesi kıza yine dönerek:
" Yaz, kızım! Kafka adlı şahıs derhal bulunacak,mahkemeye çağrılıp ifadesi alınacak!"

Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın, Cezmi Ersöz (Sayfa 44 - Tekin Yayınevi)Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın, Cezmi Ersöz (Sayfa 44 - Tekin Yayınevi)

Orhan Veli Kanık
• Ölüm hep yakınında olur Orhan Veli’nin. 1939 yılında, arkadaşı Melih Cevdet Anday’la birlikte araba kazası geçirir. Anday’ın kullandığı araba Çubuk Barajı’ndan aşağı yuvarlanır. Bu olayın sonucunda yirmi gün komada kalır. II.Dünya Savaşı’nın neden olduğu gerginlik nedeniyle uzatılan askerlik görevini, 1942’den 1945 yılına kadar Gelibolu’nun Kavak Köyü’nde yapar. Orada da önemli bir kaza geçirerek ölümden kıl payı kurtulur. Attan düşer, ama birkaç günlük istirahatla düzelir.

10 Kasım 1950’de bir haftalığına gittiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düşer ve başından hafifçe yaralanır. İki gün sonra İstanbul’a döner. Orhan Veli’nin biyografilerinin neredeyse hepsinin son paragrafında, bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi, hastahaneye kaldırıldı yazar. Orhan Veli, 14 Kasım 1950 Salı günü, Avukat Muzaffer Gençay Hanım’ın, kızkardeşi Nejat ile beraber yaşadığı evinde fenalaşır. Muzaffer Gençay, Zeliha Tuna’ya Orhan Veli’nin evinde geçirdiği son saatleri şöyle anlatır: “Önceki akşam kalabalık bir yemek vardı. Şiirler okundu, sohbet edildi. Orhan o gece bizde kaldı. Kanepede yatarken uyuyor zannettik. Bir terslik olduğunu anlayınca Nejat’ın ödü koptu, ortalığı velveleye verdi."
Sabahattin Eyüboğlu, Orhan Veli’nin ölümünden iki gün sonra Mahmut Dikerdem’e yazdığı mektupta şunları yazar :

“Biraz evvel Pertev Boratav’la morgda öğrendik. Ölüm nedeni kronik alkolizmden mütevellit beyin kanaması. Üç gündür dört-beş arkadaş ne korkunç bir ölüm kırtasiyesiyle uğraştığımızı tasavvur edemezsin. Elalem Orhan’ın şiirini nihayet anlamaya çalışırken, biz cesedini gömebilmek için akla karayı seçiyoruz. Korkunç iftiraların önlenmesi için, bir bulut kadar temiz olan Orhan’ın didik didik edilmesi icap etti.”

Ayşe*, bir alıntı ekledi.
07 Mar 19:58 · Kitabı okuyor

İyi bilgi
Ötenaziye inanan ender hekimlerden biri olan yakın dostum Profesör Gencay Gürsoy’a çoktan vasiyet ettim bunu. Üzüldü duraksadı. Bir süre sustuktan sonra , “ bu hafta içinde bana böyle bir vasiyette bulunan ikinci kişisiniz.” dedi. Birinci kişi sevgili arkadaşım Aziz Nesin’miş. Aziz ölünce ,”işin kolaylaştı; artık bir kişi kaldı” dedim.

Bir Dinozorun Anıları, Mina Urgan (Sayfa 64 - Yapıkredi Yayınları 52. Basım)Bir Dinozorun Anıları, Mina Urgan (Sayfa 64 - Yapıkredi Yayınları 52. Basım)
Nurbanu, Ölüme Fısıldayan Adam'ı inceledi.
 21 Şub 20:19 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Bir kitap ne kadar acıtabilir?
Satırların arasında kayboldum.
Sözcükler içime işledi. hem ağladım hem güldüm. Sürekli yarım bırakıp kendime gelip öyle devam ettim bu kitaba. Kitabı her gördüğümde hüzün kaplıyor içimi.
Kitabı bilmeyen en azından adını duymayan yoktur herhalde. Kitap o kadar güzeldi ki gerk bölüm başları gerek şarkıları... Bu kitap sayesinde çok güzel şarkılar çok özel insanlar tanıdım. Kim mi¿
Tilkilerini sevdikleri için çalıştıran,
 ölüme şarkılar söyleten,
ağlamanın gerçek manasını öğreten,
 çok fazla konuşmayan ama bir sözcüğüyle binlerce düşüncelere sokan,
Gidişlerini sevdiğimiz,
Ölüme fısıldayan adam...
O kadar değişik, o kadar özel, o kadar kendine hastın ki Özgür GENCAY
Daha fazla onun hakkında konuşmak istemiyorum zira her bahsi geçtiğinde göğüsüme okyanusun dalgaları çarpıyor,
boğuluyorum...
Bir kitabın her karakterine aşık olabilir mi bir insan?
Özellikle de Pınar,
O kadar içime işledi ki, o naifliği, o kibarlığı , o fedakarlığı o kadar özeldi ki!
Bazen sadece pınarın bağıramayan sesi olmak istiyorum.
Anıl ah anıl ah, aşkı sevgisi benim için o kadar buruktu ki :') Anıl gibi güzel seven insanların hayatta olma ihtimalini bile o kadar sevdim ki.
Ve Yosun Albağlar
Daha yürüyemiyorken koşmaya çalışan hatta uçmaya göz koyan, daima bir denizkızı olmak isteyen, küçuk aptal balık.
İlk başta yosunu sevmiyordum. Bence hiç bir şey ölümü istemeye sebep olmamalıydı.
Ama sonra yaşadıklarını ögrenince psikolojisinin bozulmasına hak veriyorum.
Ve
O son
Kitabı elimden fırlatıp ağlamaya başladım. O kadar dokundu ki yüreğime , inanmak istemedim.
BALIK OLUP O SONU UNUTMAK İSTİYORUM.

Şiir / Deneme / Mektup Üzerine...
Yepyeni bir denemeyle karşınızdayım, esasında blog sitemde yayınlamayı uygun gördüm ama sizin kıymetli yorumlarınızı da merak ettim doğrusu. Bilenleriniz bilir, burada pek çok insana kitaplarımı tavsiye ediyorum. Kimisi romanlarımı dikkatle okuyup eksiklerimi belirtiyor, kimisi şiirlerimdeki teknik kusurları zarifçe dile getiriyor, kimisi de cevap vermeye bile tenezzül etmeyip avuç dolusu kibrini yüceltiyor. Anlayacağınız burada birbirinden farklı insanlar tanıdım ve çok kıymetli arkadaşlar edindim. Sağ olsun, var olsunlar. Birbirinden ilginç tepkiler de aldım. Ben kitaplarımı sadece hanımefendilere tavsiye ederim, bunun sebebine dair aklınıza pek çok ihtimal gelebilir. Fakat ben bunun sebebini Onur Ünlü: Bir Sürü Endişe isimli kitaptan yaptığım bir alıntıda açıkladım.

Şiire değinecek olursam; esasında şiir kimi zaman Özdemir Asaf'ın kalemi kadar zarif, Turgut Uyar'ın kalemi kadar naif, Attila İlhan'ın kalemi kadar da sade ve bir o kadar çarpıcıdır. Yani sadece okurlara göre değil, yazanlara göre de bir anlam bulur şiir. Ben şiirde sadece samimiyete önem veriyorum, bununla birlikte doğal olarak şiirlerimin çoğunda teknik kusura rastlıyorum. Bunları elimden geldiğince ve tabii şiiri yayınladıktan sonra düzeltmeye gayret ediyorum. Aynı şekilde bu kusurları bana eleştirilerinde belirten okurlara teşekkürlerimi sunarım. Öte yandan samimiyetle birlikte duyguyu dizelere yansıtmak da çok önemli. Şu ana kadar doksana yakın şiir yazdıysam bunların sadece yirmi tanesini, samimiyet ve duygu aktarımı açısından tam buldum. Her gece başımı yastığa koyduğumda üç, dört tane şiir yazarım kafamda. Fakat bunların hiçbirini yayınlamadım; çünkü eğer yayınlarsam o güzel ilhamın gideceğinden, gecelerimin şiirsiz kalacağından çekinirim. Bunu da şiire dair bir itiraf olarak kabul edebiliriz sanırım ama sadece gece aklıma gelen o şiirlerin için ayrıca bir kitap yazacağım, bunun müjdesini de vereyim sizlere. Onur Ünlü'nün, " Öyle bir edep de vardır şiirde. Şiirin üzerine öyle uzun uzun konuşulmaz. " sözüne istinaden şiire dair bu kadar söylemin yeterli olduğunu düşünüyorum.

Denemeye değinecek olursam; denemelerim hakkında çok bir şey söylememe gerek yok aslında. Çünkü deneme belki de edebiyattaki en özgür türdür ve ben de bu özgürlükten bolca faydalanıp farklı konularda yayınlarda bulunuyorum. Genel olarak psikolojik konularda yazıyorum ve denemelerin bir kurgusu olmadığı halde, bazen kurguya yönelik eleştiriler alıyorum nedense. Belki de denemenin kurgusuz olduğunu bilmiyorlardır, bilemiyorum o kadarını.

Mektuba değinecek olursam; ki bu konuda hassasımdır. Çünkü bildiğiniz üzere, hayatını kaybeden en yakın dostum için mektup yazıyorum sadece. Yazdığım bu mektuplarda kadim dostumla dertleşiyorum, ona olan hasretimi dile getiriyorum vs. Mektuplarımdaki teknik kusurları veya edebi niteliği pek de önemsemiyorum anlayacağınız. Kabalığım için beni bağışlayın ama - yazılış sebebi dolayısıyla - mektuplarımda eleştiri kabul etmiyorum. Bu konuda beni anlayışla karşılacağınızı umut ediyor ve bu yeni denememi de noktalıyorum...

Selam ve saygılarımla... Kitapla, şiirle, hoşça kalın...

Yavuz Gencay...

Blog Bildirisi
Yeni denememin - " Ne Gördü Leyla'nın Yüzünde Mecnun? " - ilk bölümü " Söyleşi Tadında, Şiir Kıvamında... " yayında! Doğrusunu söylemem gerekirse bu denememde içime sinmeyen bazı noktalar oluştu. Bunun sebebi ise esere tamamen doğal hislerimle yaklaşıyor olmam ve bu durum haliyle zihinsel olarak yıpratıcı olabiliyor. Mutlaka eleştirilerinizi bekliyorum :)

Dipnot: 2 Dem 1 Tutam'ın yeni bölümünü yazmaya başlayacağım. Giriş ve gelişmede pek sorun yok ama sonuç kısmında birkaç ihtimalim var. O yüzden yeni bölüm ya final olacak ya da finalden bir önceki bölüm olacak. Ben bunun duyurusunu da vakti gelince sizlerle paylaşırım, iyi okumalar dilerim :))

Ay Sultan / Fırtınalar...
'' Fırtınalar... ''

Belki farkında değilsin ama bu sevgi çok benziyor,
Kayahan üstadın kalemine,
Sen sevdanın yollarındayken,
Ya kurşunlar dizilir,
Ya da fırtınalar düşer kaderime...

Ay Sultan / Yavuz Gencay

Kıymetli söz yazarı Kayahan Açar'a hasret ve saygıyla...

Siyahieflal, Ölüme Fısıldayan Adam'ı inceledi.
 11 Şub 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Sen muhteşem bir detaysın Özgür Gencay.

Tereddüt ile aldığım soluksuz okuduğum hatta ve hatta ezberlediğim tek kitapsın. Neden mi?

Bir adam düşünün doğuştan çekik gözlü çok güzel gülümseyen, zekası ile sizi hayran bırakan ve çok güzel seven bir adam evet bu bizim Özgür Gencay'ımız.

Yaşayamadığı hayata son vermek isteyen Yosun'un hayatına bir mucize gibi giren o güzel adam.

Ve ikisinin mükemmel macerası. Ne güzel sevdiler birbirlerini. Ne güzel balık oldu Yosun. Ve sen boğulmak istediğim o güzel okyanus. Kalbine Pınar'ı ruhuna Yosun'u katan güzel adam. Sevmesi bile bir mucize gibi olan adam. İyiki girdin hayatımıza. Umutsuzluğa ışık oldun.


Ve ana kuş Büşra... Yine mükemmel bir kitap yine sen. Ne güzel yazıyorsun kuşum. Ne güzel adamlar ne güzel karakterler bunlar. Sen ne güzel insansın.