Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır. Bu yüzden uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım: Auschwitz’ten beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz. Hiroshima‘dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu. ( kitabın son cümlesi )
Ben “sahibinin sesini” tekrarlayan papağanlar yetiştirmekle değil, meşaleyi “ bağımsız ve hünerli, yaratıcı ve yenilikçi” ruhlara teslim etmekle ilgileniyorum.
Bir Amerikalı kadın bir gün bana şunu sormuştu: “ nasıl hala kitaplarınızın bazılarını Adolf Hitler’in dili olan Almancada yazabiliyorsunuz?” Cevap olarak ona mutfakta bıçak kullanıp kullanmadığını sordum ve kullandığını söylediğinde şok olmuş gibi davranarak “ Bu kadar katil kurbanlarını bıçaklayıp öldürürken nasıl hala bıçak kullanabilirsiniz? Dedim. Kitaplarımı almanca yazmama yaptığı itirazdan vazgeçmişti.
Küçümser insan duvar takviminden her gün bir sayfa yırtarken, geride kalanların incelmesine korku ve üzüntüyle fark eden bir insana benzer. Diğer yandan hayatın sorunlarını aktif olarak saldıran insan ise takvimden her yarattığı sayfanın arkasına günlük bazı notları aldıktan sonra düzgünce diğerlerinin yanında dosyalar. Bu notlarda yazılanlar dolu dolu yaşadığı hayatı yansıtır ve o da bunlara gurur ve keyifle bakabilir. Yaşlandığını fark etmesi onun için neyi değiştirecektir? Gördüğü gençlere imrenmek veya geride kalan gençlere nostalji ile bakmak için bir nedeni var mıdır? Neden genç bir insanı kıskansın ki? Genç bir insanın sahip olduğu tüm olasılıklar ve gelecek onun zaten haznesinde dedir. “Teşekkür ederim kalsın”diye düşünür. “Olasılıklar yerine geçmişimde ki gerçeklikler var, sadece yapılan işlerin değil, aynı zamanda hissettiğim sevginin ve cesaretle katlandığım acıların kayıtları var. Bu acılar, kimsede kıskançlık uyandırmasa bile benim en büyük gurur kaynaklarımdır.”